• Masal

    Melike Kılıç

    biz iki taraflı bir oyunun oyuncularıyız, sen ait olmadığın sokakların haritasını çıkarırken, ben o bitmek bilmeyen yarı saydam yolda, solumda  tilki ve sağımda  tavşan ile yürüyordum. kazdığın her katmanda kimin yüzüne bakacaksın. eşit değiliz, hastaydım öylesine bir hastalık ki önce parmaklarımı kaplamıştı, parmak uçlarımdan bileklerime, bileklerimdeki her bir tüy bu hastalığa boyun eğmişti. hastalık omuzlarımda oturan meleklere kadar yükseldiğinde yolun yarısında olduğumu anlamıştım.

    tilki ve tavşan

    Tilki ve Tavşan

    “özür dilerim seni yemek zorundayım.” diyebilmiştim tavşana, yol saydamlığından bir şey kaybetmiyordu, yürüyüşüme solumdaki  tilki ile devam ediyordum.
    hastalığımın iştahı geçmişti, dudaklarımın kenarından sızan tavşanın kanıydı, gözlerim ağlıyordu yol arkadaşımı yediğime inanamıyordum.
    “sen insansın” dedi tilki ürkek.
    “hastayım” diyebildim.
    “beni de yediğinde lütfen ağlama” dedi tilki.
    “ben, sizi o güzel kafeslerinizde büyütmüştüm oysa”.

    dağyolu

    Dağyolu

    yürüdüğümüz yolda hiç ağaç olmadığını, kuş sesleri duymadığımızı fark ettiğimde olduğum yere çöktüm.
    “yol bitti” dizlerimde küçük izler belirmeye başlamıştı bile, bilmediğim bir sokağın haritaları gibiydi.
    seni görür gibi oldum bedenimde, mahrum kaldığım her şeyin üstüne yemin ederim diyebildim ve tilkiyi de o güzel kulaklarından ısırarak yedim. “artık naif değilsin” dedi, bir ses, “sen yolda yürürken, aç olmadığın halde kendi ellerinle beslediğin bu iki canlıyı yedikten sonra o sokağı asla bulamayacaksın”.

    Melike Kılıç