[-] > SANATÇININ NOT DEFTERİ > “İsimsiz (03.12.16)”
  • “İsimsiz (03.12.16)”

    İpek Yeğinsü
    Hiç kimsenin anlamadığı bir yerden yazıyorum size… Anlamak istemediği, anlarsa sorumluluk duygusu altında ezileceği… Burası biraz boğucu, derin bir huzursuzluk egemen bu yere… Sanki hiçbir şey sabit değil. Her şey akışkan, akarken de bir alevin en sıcak yeri gibi, acıtan…
    Gördüğüm rüya ya da kabus, her ne ise, soluk soluğa bir eylemsizlik… Hiçbir şey yapmadan yorulmak, durduğun yerde aşınmak gibi… Biraz her şeye benzer, biraz da hiçbir şeye… Ama her türlü zor… Durmak yok, ancak huzur da anlamını çoktan yitirmiş… Bir nevi uyuşukluk, kendinden geçmişlik doğuyor o anlık dinlenme hallerinden… Kimseye hiçbir şey söyleyemiyor içinizdeki çığlık… Kaçarken kavuşmak kadar, kavuşurken kaçmak kadar imkansız… Ve o imkansızlığın içinde en anlamlı şey, yine de söylenmek istenenle söylenemeyen arasında insana bir an için soluk aldıran o duraksama… O duygu içeride, bedeni dürterken yaşattığı azaba ara verdiği, ama henüz dışarıya çıkıp sağı solu dağıttığında size yaşatacağı kavgaları tetiklemeden yalnızca bir an öncesi… İşte o an dünyanın en berrak olduğu an. Bir hapishane hücresinden özgür ama zor bir dünyaya geçerken içinde yürünen ve umutla, hevesle, mutlulukla sarhoş eden o kısacık tünel… Ne arkanda bıraktığına ağladığın, ne önündekine hazır olmanı gerektiren…
    İşte o an, ruhun kendiyle en baş başa kaldığı, en samimi konuştuğu, ne kendini kandırdığı, ne de dışarıdakileri umursadığı muhteşem bir yer. İşin kötüsü, tam da o yerde sonsuza dek kalmak istediğinde yıkılıverir orası… O zaman amansız bir vebaya dönüşür, seni arada, arafta bırakır zehirlerken içini, çürütür seni, dışarısı ise hiç anlamaz sana neler olduğunu. Vardır bir yanlışlık ama koyamaz adını. Seni köşeye sıkıştıran, senin kendini köşeye sıkıştırdığın o saçma ısrarın dumanının belli belirsiz kokusunu alır, içindeki yangının sızlayan izlerini sezer yalnızca… Ve bu kez onu korkutacak olmak korkutur seni. Onun varlığı, yokluğu kadar rahatsız edici, yokluğu ise varlığı kadar ürkütücüdür. İçindeki şiirle, ısrarla büyür o araf. Şiirden beslenir. Her şey hem öyle parlak, belirgin, hem öyle bulutlu ve siliktir ki, defalarca sordurur o soruyu: “Ben kimim?”
    Hiç kimsenin anlamadığı bir yerden yazıyorum size… Kendimin bile… Tek bildiğim, gözyaşlarımız, kızgınlıklarımız, sevinçlerimiz, gülücüklerimiz, hepimizin içinde aynı yerde yaşıyor, aynı yerden geçiyor; ve bir nebze avunuyorum.
    İpek Yeğinsü