[-] > SANATÇILARLA SAHNE ARKASI > Kimlik İnşa Süreçlerini İrdeleyen Bir Eğitimci ve Sanatçı: Canan Çakar
  • canan çakar

    Kimlik İnşa Süreçlerini İrdeleyen Bir Eğitimci ve Sanatçı: Canan Çakar

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Toplumda, özellikle iş ve eğitim dünyasındaki erkek egemen yapıyı hicveden resimleriyle dikkat çeken sanatçı Canan Çakar, aynı zamanda eğitimin kimliklerin oluşmasındaki rolünü inceleyen bir araştırmacı ve akademisyen adayı. Çakar ile sanat serüvenini, eğitim-sanat ilişkisini ve kimlik kavramına dair her iki alanda gerçekleştirdiği çalışmaları konuştuk.

    Sanata olan ilginiz nasıl başladı? Formal bir sanat eğitimi almadığınız halde bu yolda yürümeye nasıl karar verdiniz?

    Sanata olan ilgim tıpkı diğer sanatçılarınki gibi doğuştan. Çok uzun zamandır resim ve çamurdan heykeller yapıyorum, bir şeyler dikiyorum. Beni tanıyan herkes sanatla uğraştığımı bilir. Buna devam etmeye karar vermek gibi bir süreçten geçmedim; sanat, zaten her zaman hayatımın büyük bir parçasıydı. Bundan ötürü, formal bir sanat eğitimi almamış olmakla birlikte kendimi informal olarak eğittim ve eğitmeye devam ediyorum. Sadece teknik anlamda da değil; sanat eleştirisi, sanat tarihi ve sanatçılar ile ilgili kitaplar okuyarak ve dünyanın çeşitli yerlerindeki müzeleri gezerek kendimi akademik açıdan da geliştirdim. Dolayısıyla önceden kendimi sanatçı olarak konumlandırdığım yer ile bugünkü arasında fark var. Ancak resme ağırlık vermeyi kararlaştırdığım bir dönem oldu. Sanırım Mamut Art Project’e başvurmadan birkaç yıl önceydi.

    Uzmanlığınızı eğitim bilimleri üzerine yapmışsınız ve doktora süreciniz devam ediyor. Bu alandaki birikiminizin sanatınıza, ya da sanatınızın eğitim alanındaki çalışmalarınıza ne gibi katkıları oluyor?

    Bence etkili bir sanatçı olabilmek için birçok özelliğe sahip olmak gerekli. Bir sanatçı, içinde bulunduğu dünyayı iyi algılamalı, analiz edebilmeli, onu sindirebilmeli ve ona yeni bir biçim verebilmeli. Bunun sonucu kimi zaman bir form, bir düşünce, kimi zaman da bir duygu ya da deneyim oluyor. Bu noktada sanatçının yaratıcılığı devreye giriyor. Bireyin yaşantıları, ilgi alanları, bilgisi ne kadar çeşitliyse, zihnini ne kadar yüksek çeşitlilikteki uyarana maruz bıraktıysa, zihinsel tepkileri o kadar yaratıcı oluyor. Eğitim bilimleri alanındaki birikimim de bence sanatıma büyük katkı sağlıyor; alanım düşüncenin eğitimi, insan, toplum ve tarihle yakından ilgili. Neden-sonuç ilişkisi kurabilmeyi, bir konudaki düşüncelerimin sığ olma ihtimalini göz önünde bulundurmayı, sosyolojik, felsefi ya da eğitsel bir kavramın geçirdiği tarihsel evrimi inceleyerek geleceği öngörebilmeyi lisansüstü eğitimim sayesinde öğrendim. Doktoraya başladıktan sonra tarzımın ve ele aldığım konuların değişmesi bu anlamda rastlantı değil. “Çözümlemeler” serisi de zaten o dönemde ortaya çıktı. Orada Jung’un kişilik tipleri ve Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramından etkilendim. Küreselleşme, öğrenme psikolojisi, Avrupa Birliği gibi birçok farklı konuda makale ve kitaplar okumam gerekti. Şimdi tüm bu öğrendiklerim, sanatımın içine bir şekilde gömülü. Öte yandan sanatımın da eğitim alanındaki çalışmalarıma katkı sağlayacağını umuyorum. Şu sıralar tanımı zor bir kavram üzerinde çalışıyorum ve bunun resmini yapmak gibi bir planım var. Yapacağım resmin, o kavramı anlamaya çalışan başkalarına da yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

    Canan Çakar - Alo!

    Canan Çakar – Alo!

    Sanat görüşünüzü anlatırken söyleminizi “erkek” imgesi üzerine kuruyorsunuz. Bu bana ilginç geldi; genellikle kadın sanatçılar kadın meselesine odaklanır. Siz neden böyle bir yol seçtiniz?

    Çok güzel bir soru. Hâlbuki ben de kadın meselesine odaklandım; ama bunun için dolaylı sayılabilecek bir yol seçtim. Kadın, neredeyse tüm dünyada hala dezavantajlı konumda. Özellikle yönetici pozisyonlarında kadınları görmek güç. Benim resimlerim de otorite figürleriyle, onların küçük oyunlarıyla, zayıflıkları ve aptallıklarıyla ilgili. Ancak bu figürleri düşündüğümde, maalesef zihnimde sadece erkek imgesi canlanıyor. Etrafımda kadınları ikincilleştiren, onları yok sayan bir erkek egemenliği ve baskın, eril söylemler var. Resimlerimde de bunun yansımalarını görebilirsiniz.

    İşlerinizde özellikle bize ezberletilen kimliklerle ilgili örtük birtakım sosyopolitik eleştiriler var. Eleştirdiğiniz bu unsurlar eğitimle nasıl bir ilişki kuruyor? Eğitimde neler değişirse toplum daha iyi bir noktaya gelir?

    Doktora tezim için örtük program ve öğretmen kimliği üzerine çalışıyorum. Birilerinin kimliğini çözümlemek, bir bulmacayı ya da yapbozu çözmeye çalışmak gibi olsa da, kişinin kimliğinin büyük ölçüde toplum ve çevre ile şekillendiğini söyleyebilirim. Neredeyse tüm toplumsal kimlikler ve roller bize biçiliyor ve bir gömlek gibi giydiriliyor. Kişinin dış görünüşüne, davranışlarına ya da sözlerine yansıyan bu kimlikler eğitim aracılığıyla, kasıtlı ya da kasıtsız şekilde, örtük olarak öğrencilere aktarılıyor; bu sürece de “örtük program” deniyor. Ben de dinî, politik ya da askeri liderleri eleştirirken bu unsurlardan yararlanıyorum. Ne yazık ki geçmişin basmakalıp rolleri bugünün gençlerine giydirilmeye çalışıyor ve okullar, mevcut düzenin yeniden üretimine aracılık ediyor. Eğitimde nelerin değişmesi gerektiği sorusunun cevabı ise uzun; ama yanıtın en önemli kısmı, öğretmenlerin eğitimi. Toplum, ancak iyi öğretmenler yetiştirilebilirse iyi bir noktaya gelir.

    Resimleriniz illüstrasyon, çizgi roman, hatta karikatür diliyle yakın bir akrabalık kuruyor. Bu alanlarla nasıl bir ilişkiniz var? Size esin veren sanatçılar, çizerler var mı?

    Karikatürü herkes gibi ben de çok severim. Çocukken elime seri halinde Fırt dergileri geçmişti. Belki otuz adet kadar vardı ve hepsini defalarca okumuştum. Figürü, eleştiri ve alaya alma amacıyla deforme etme fikri hoşuma gitmişti. Ondan sonra, zaman zaman karikatür çizer oldum. Karikatüre en çok benzeyen figürlerim de “Çözümlemeler” serisini yaparken ortaya çıktı. O sıralarda, İngiliz karikatürist ve illüstratör George Cruikshank’ı ve Fransız ressam ve karikatürist Honoré Daumier’i keşfettim. Sanatçı kişilikleri, sorunları ele alış biçimleri bana ilham kaynağı oldu ve onların yaptıklarıyla kendi yaptıklarım arasında bir parallellik hissettim. Bunlar dışında esinlendiğim bir illüstratör ya da karikatürist yok; ancak Florine Stettheimer, Martin Wong ve Greyson Perry gibi beğeniyle izlediğim sanatçılar mevcut.

    Canan Çakar - Kapışma

    Canan Çakar – Kapışma

    Mamut Art Project kariyerinizi nasıl etkiledi?

    Sanırım hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri Mamut Art Project’e başvurmaktı. Orada profesyonel, şeffaf ve güvenilir bir ekiple karşılaşmanın yanı sıra, kaliteli bir jüri tarafından kabul görmek de çok mutluluk vericiydi. Ayrıca o kadar güzel tepkiler aldım ki, bunlar bana hayallerimin ötesinde itici bir güç verdi. Mamut’tan sonra çeşitli galerilerden teklifler aldım; hatta üzerinden aylar geçmesine rağmen hala teklif gelmeye devam ediyor. Biraz da bu sayede, bir sonraki kişisel sergime yılmadan hazırlanabiliyorum. Aklıma gelen fikirlerin hiçbirini kaçırmamak için gece gündüz çalışıyorum.

    Art50.net ile nasıl tanıştınız? Online sanat platformlarıyla ilgili düşünceleriniz?

    Art50.net ile Mamut Art Project sayesinde tanıştım. Daha önceden de platform hakkında biraz bilgi sahibiydim; gelecek vaat eden sanatçıları seçmede ve sanatseverlerle buluşturmada oldukça iyiler. Ayrıca Art50.net aracılığıyla tüm sanat haberlerine derli toplu bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. Artlog sayfası o kadar güzel içerikler sunuyor ki, dergi gibi takip edilebilir. Bence online sanat platformları bugünün sanatçıları, sanatseverler ve sanat piyasası için bir gereklilik. Hem sanatçılar yapıtlarını daha çok sayıda izleyiciye ulaştırabiliyor, hem de sanatseverler bir tık ile orijinal eserleri satın alabiliyor.

    Yakın zamanda sizden hangi projeleri bekliyoruz?

    Komşuluk ilişkileri teması üzerine kurulu ve bir yıl içinde tamamlamayı umut ettiğim bir dizi çalışmamla üçüncü kişisel sergimi açmayı planlıyorum. Yeri netleştiğinde izleyicilerle ayrıca paylaşacağım.

     

    Canan Çakar’ın Art50.net’te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.