• Huma Kabakcı ile Koleksiyonlar ve Genç Sanatçılar Üzerine

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Huma Kabakcı Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinden. Babasından devraldığı misyonu kararlılıkla sürdürüyor ve kendi vizyonuyla zenginleştirerek uluslararası bir platforma taşıyor. Son günlerde Billur Tansel ile birlikte hayata geçirdiği “Open Space” projesi ve Pera Müzesi’nde açılan “Anı ve Süreklilik: Huma Kabakci Koleksiyonu’ndan Bir Seçki” adlı sergiyle adından sıkça söz ettiren Kabakcı ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

     

    Çağdaş sanata olan merakınız nasıl başladı? Sizce babanızın koleksiyonu olmasaydı yine de yaşamınızın bir noktasında bu alana ilgi duymaya başlar mıydınız?

    Hatırlayamayacağım kadar ufak bir yaştan beri sanat ile iç içe büyüdüm; sanat galerileri, müzeleri, sanatçı stüdyoları gezdim. Kendimi bu açıdan çok şanslı hissettiğimi söyleyebilirim. Tüm gücümle adıma bırakılan çok deǧerli bir koleksiyonu ikinci kuşak bir koleksiyoner olarak sürdürmeye çalışıyorum. Mesela, her sene Basel, Fiac, Frieze ve Arco Madrid gibi sanat fuarlarına katılıp trendleri takip etmeye çalışıyorum. Koleksiyon için özel bir depolama, arşivleme ve saklama sistemi geliştiriyorum, her sene eserleri sigortalatıyorum- bu da başlı başına bir sorumluluk.

    Babamın koleksiyonu olmasaydı, başka bir vizyonla büyüseydim tabi ki belki ilgi alanım sanat olmayabilirdi; onu bu durumda bilmek olanaksız. Fakat çok şanslı olduğumu kabul ediyorum; ne mutlu ki sanat içine doğdum, sanatla yaşıyorum.

     

    Koleksiyonunuzun tarihçesini, bugününü ve gelecek yönelimlerini anlatabilir misiniz?

    Huma Kabakcı Koleksiyonu 1980’lerin ortasında, babamın sanat yapıtları toplamaya koyulmasıyla başladı ve bir yıl boyunca Ümit Yaşar Galerisi’yle çalıştıktan sonra (1987- 1988) 1988’de Ramko Sanat Galerisi adıyla kendi galerisini açtı. Ramko 1994’e dek sürdü, ama galeriyi kapattıktan sonra da sanat yapıtı toplamayı sürdürdü. Nahit Kabakcı ömrünün son yıllarını tam zamanlı olarak koleksiyonerliğe ayırdı ve o dönemdeki danışmanı Dr. Tayfun Belgin’le yakın bir çalışma düzenine girdi; Ruhr 2010 ve Pécs 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamındaki müze sergileri için hazırlıklar yaptı (Hagen Osthaus Müzesi, Mönchehaus Müzesi Goslar ve Pécs’teki Janus Pannonius Müzesi).

    Huma Kabakcı Koleksiyonu 1950 senesinden beri Modern, Çağdaş Türk ve Türki Cumhuriyetleri sanatından oluşuyor. Tabi ikinci kuşak bir koleksiyoncu olarak bu çizginin değiştiğini de görebiliyorum. Pera Müzesi’ndeki “Anı ve Süreklilik” sergisi bu çizgiyi bir nevi gösteriyor.

     

    Koleksiyonunuz ile ilgili yayınlarınızdan söz edebilir misiniz?

    1. Modern Türk 2 Özel Koleksiyonlardan [Cecan-Taviloğlu-Kabakcı-Bilge-Saka Koleksiyonları] 1950-1970 Dönemi Resim Sanatı, İstanbul Sanat Müzesi Vakfı & İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Ortak Yayını, Haziran 2007.
    2. Türk Sanatı Hüma Kabakcı Koleksiyonu / Turkish Art The Hüma Kabakcı Collection 1950-2008, Tüyap’da düzenlenen “Türk Sanatı Huma Kabakcı Koleksiyonu” sergisi kataloğu, İstanbul, Ağustos 2008.
    3. The Huma Kabakcı Collection, Hagen Osthaus Müzesi (09-05-25.07.2010), Goslar Mönchehaus Müzesi (08.08-19.09.2010), Peç Modern Hungarian Gallery International Collection (08.10-22.11.2010) sergileri kataloğu, Almanya, 2010.
    4. Genç Koleksiyonerler/Young Collectors 20.03.2014-07.05.2014, Elgiz Müzesi sergi kataloğu, İstanbul, 2014.
    5. Renkleri toplayan Adam”: Yaşamın Renklerini Toplayan Adam Koleksiyoncu Nahit Kabakcı’nın Tutku Dolu Yaşamı/The Man Who Collected The Colors of Life The Impassioned Life of Collector Nahit Kabakcı, İstanbul: Helikon İletişim, Ekin 2014.
    6. Anı ve Süreklilik, Huma Kabakcı Koleksiyonu’ndan Bir Seçki /Memory And Continuity, Selected Works From Huma Kabakcı Collection, Pera Müzesi sergi kataloğu, İstanbul, 2016.

     

    Almagül Menlibayeva, Sana Çıkan İpek Yolum 2

    Almagül Menlibayeva, Sana Çıkan İpek Yolum 2

     

    Sizi en çok heyecanlandıran sanatçılar kimler, hangi ülkelerden? Nerelerden alım yapmayı tercih ediyorsunuz? Doğrudan sanatçı üzerinden mi, yoksa galerilerden mi?

    Şu an koleksiyona baktığımda babamdan devraldığım haline göre biraz değiştiğini, koleksiyonun daha kavramsal bir boyut kazandığını görebiliyorum. Shahpour Pouyan, Susan Hefuna, Wael Shawky, Güneş Terkol, Meriç Algün Ringborg, Pınar Yolaçan, Canan Dağdelen gibi eklemeler oldu, dolayısıyla ikinci jenerasyon çizgisi fark ediliyor.

     

    Hangi galeri, fuar ve müzeleri düzenli olarak takip ediyorsunuz? Hangi web siteleri, yayınlar ve dergilerden yararlanıyorsunuz?

    Yurtdışındaki fuarları, bienalleri mümkün olduğu kadar takip etmeye çalışıyorum. Hatta sizin sorularınızı cevaplarken Arco Madrid gezisindeyim; ne kadar uluslararası sanat etkinliğine gidebilirsem gitmeye çalışıyorum. Artık dünyanın dört bir tarafında, Antarktika, Gwanju, Marakeş, Dubai, Meksika gibi yerlerde bienaller, fuarlar düzenleniyor; birçok müze var. Her şeyi takip etmek olanaksız. Sosyal medya da dünya çapında sanat etkinliklerini, sanatçıları, küratörleri takip etmeyi kolaylaştıran önemli bir araç. Bir eserin fotoğrafını görmek tabii ki eserin gerçeğini görmek ve sanatçısıyla yüz yüze konuşmak kadar etkili değil, ancak 21. yüzyıl dünyasında sosyal medyanın rolü de yadsınamaz.  Ayrıca gezemeyeceğimi bildiğim bienal ve sanat etkinlikleri üzerine yayınlanan gazeteleri ve dergileri okumaya çalışıyorum (Art Newspaper, Kunst der Text, Art Unlimited, Istanbul Art News Frieze, Art Forum, Art Asia Pacific vb.).

     

    Erinç Seymen, İsimsiz

    Erinç Seymen, İsimsiz

     

    Sizce iyi bir koleksiyonun olmazsa olmazı nedir? Yeni başlayan koleksiyonerlere nasıl bir yol izlemelerini önerirsiniz?

    Koleksiyoncunun misyonu sanatı aşılamak, sanatçının arkasında durup desteklemek, özel olan koleksiyonunu halka açabilmektir. Ancak sorumluluğu bununla bitmez; aynı zamanda bir sonraki jenerasyona koleksiyon sevgisini aşılamak ve koleksiyonculuğu bir yaşam biçimi haline getirmektir. İyi bir koleksiyonun bir hayatı olması gerekir. Yani sürekli bir değişim sürecinden geçmesi. Yasayan bir koleksiyonun zaten birtakım evrelerden geçmesi gerekir. Zamanla hep aynı kalan, saklanan bir koleksiyon ölü bir koleksiyondur; heyecanını ve yaşamını yitirir.

    Yeni başlayan koleksiyonerlere: “Bir eser almadan önce bol bol galeri gezin, soru sormaktan çekinmeyin ve bir sanatçı ile konuşma fırsatı yakalayabilirseniz, kaçırmayın! Ondan sonra karar verin. İnsanı sanat besler,” derim.

     

    Koleksiyonunuz daha önce yurtdışında başka müzelerde ya da kurumlarda gösterildi mi? Sürekli kurumsal işbirlikleriniz var mı?

    Önceden de bahsettiğim gibi babamın vefatından sonra 2010 kültür başkenti kapsamında Ruhr bölgesinde ve Pecs’de çeşitli müzelerde koleksiyon sergisi gerçekleştirebilmiştik. Türkiye’de ise koleksiyonun bir bölümünü çeşitli sergilerde gösterme fırsatı yakaladım. İki yıl önce ise yurt içinde Elgiz Müzesi’nde “Genç Koleksiyonerler” sergisi kapsamında 5 eserden oluşan bir seçkiyi gösterme şansı yakalamıştım. Kurumsal işbirlikleri olmadan olmaz; koleksiyona değerini veren ve sanat tarihi kapsamında önemini kazandıran kurumlardır. Onun için her zaman çeşitli kurumlarla işbirliği içinde olmaya devam etmek istiyorum.

     

    Sarkis, A Melbourne Serisi

    Sarkis, A Melbourne Serisi

     

    Pera Müzesi ile işbirliğiniz nasıl doğdu? Sergideki eserlerin seçimi, yerleşimi vb. süreçlerde hangi kriterlere öncelik verildi ve nasıl bir rol oynadınız? Sergiyi koleksiyonun bütünü adına bir söylem olarak mı yoksa koleksiyondan yola çıkılarak oluşturulmuş tematik bir seçki olarak mı algılamalıyız?

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde gerçekleştirilen ve küratörlüğünü Esra Aliçavuşoğlu’yla üstlendiğim “Anı ve Süreklilik” sergisi, bayrağı bir sonraki kuşağın devralmasıyla bir aile koleksiyonunda görülen değişiklikleri ve sürekliliği inceliyor. Pera Müzesi açıldığından beri sergilerine hep gitmeye çalışır ve takip ederdim. Bir gün rahmetli babamla birlikte müzeyi gezip saygıdeğer Özalp Birol’u tanıma fırsatı yakaladım. Kendisi babamın zamansız ölümünden sonra da yaptıklarımı destekleyen ve fikirlerini saydığım insanlardan biri oldu. Sergideki eserlerin seçimine gelince, koleksiyondaki 500 eserin hepsini bir arada göstermek olanaksız olduğundan yaklaşık 70 eserden nasıl bir seçki yapabileceğimizi serginin eş küratörü ve sanat tarihçisi Esra Aliçavuşoğlu’yla çok düşündük. “Anı ve Süreklilik” sergisinin küratöryel teklifini ve programını yazarken kronolojik ya da coğrafi bir yaklaşımdan çok tematik bir yaklaşım benimsemeye karar verdik. Böylece yapıtları “Hafıza”, “Formları Şekillendirmek”, “Akışkan Kimlikler”, “Modernite” ve “Yüz Yüze” adında tematik gruplara ayırdık. Bu başlıkları düşünürken ve Huma Kabakci Koleksiyonu’nun içeriğine ve tarihine bakarken seçim sürecimizde sürekli karşımıza çıkan konuların nostalji, bellek, biçimler, modernite, kimlik, kadın bedeni ve sesi olduğunu fark ettik. Son olarak babamla beni en iyi temsil eden Ardan Özmenoğlu tarafından yapılan iki eseri seçerek sergiyi “Yüz Yüze” ile bitirmek istedik. Koleksiyon yaklaşık 500 eserden oluştuğu için bütünü adına bir söylem üretmek olanaksızdı; Pera Müzesi’ndeki seçkide ise 1/5’inden daha az eser gösterdik. Dolayısıyla koleksiyonda en fazla görülen temalardan yola çıkmayı öngördük. 

     

    Open Space projeniz nasıl doğdu? Amacı nedir?

    Mezuniyetimden sonra ilk küratöryel projemi küratör arkadaşım Aisha Mazin Stoby ile beraber gerçekleştirdim. Serginin adı “City Senses” idi ve iki sanatçı ile çalışmaya karar verdik: Ardan Özmenoğlu ve Radhika Khimji. Böylelikle Open Space Istanbul aracılığıyla hem küratöryel hem de sanatsal bir işbirliğine adım attık. Şu an farklı coğrafyalarda çeşitli sergilerin gerçekleşmesi bana daha cazip geliyor. O zamandan bu yana işbirliği içinde olduğum ve Open Dialogue’un kurucusu olan Billur Tansel ile çeşitli projeler üzerine çalışıyoruz. Open Space Istanbul kendine “açık” sıfatını vererek konuşmalar, performanslar, diyaloglar ve etkinliklere ev sahipliği yapan araştırma odaklı bir oluşum. Open Space Istanbul’un başlıca amaçlarından biri küratörlük ve sanat söylemini daha ileriye taşımak. Londra’da kurulmasının nedeni ise yaklaşık sekiz senedir orada yaşıyor olmam. Londra-İstanbul arası göçebe bir sanat projesi bana cazip geldiği için oluşumu burada kurmayı tercih ettim.

     

    Sizce Türkiye’de genç sanatçıların konumu ve durumu dünyayla kıyaslandığında nasıl? Open Space kapsamında genç Türk sanatçıları desteklemeye yönelik projeleriniz var mı?

    Londra-İstanbul arası yaşadığımdan dolayı iki şehri bu durum için kıyaslayacağım. Londra çerçevesinde baktığımız zaman, 90’lı yılların başında başlayan Young British Artists akımıyla genç sanatçılar Doğu Londra’ya yerleşmeye başladı ve bu bölgede kısa bir süre içinde birçok galeri açıldı. Bunu White Cube gibi sanat dünyasında trendsetter haline gelmiş bir galerinin de Doğu Londra’ya gelmesi takip etti ve zaman içinde bu bölgedeki gayrimenkul fiyatları katlandı. Bu pahalılaşmaya tepki olarak sanatçılar bu sefer Londra’nın daha da dışına, Peckham ve Stock Newington’a taşınmaya başladılar. Bu anlamda sanat dünyasının da bu pahalılaşmaya yön verdiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumun gayrimenkul ile bire bir ilişkili olarak yön aldığını görebiliyoruz. Aynı şekilde İstanbul’da da birçok yatırımcının gayrimenkule yönelmesiyle ve çoğu özel koleksiyoncunun yabancı sanatçıların işlerini almasıyla benzer bir ortam oluştu. Sanatçılar İstanbul’un daha da pahalılaşan koşullarından uzaklaşarak başka şehirlere yerleşmeye başladılar ve orta ölçekli galerilerden bazıları kapandı. Bu durumun uzun vadede şehirler üzerindeki etkisini bilemiyorum, fakat sanatçılar, galericiler ve küratörlerin şevklerinin kırılmasına sebep oluyor. Sanat eğitimi uzun zaman alan ve finansal olarak da pahalı bir süreç; bu sürecin sonunda da hiçbir parasal garantiniz bulunmuyor. Birçok yetenekli sanatçı bu ekonomik şartlardan dolayı sanat yapmıyor ve farklı işlere yöneliyor.

    Open Space kapsamında tabi genç sanatçıları desteklemeye yönelik projemiz olsun istiyorum, hatta Art50’nin de sanatçısı olan Aslı Dinç’i İstanbul’daki lansman etkinliğimizde gösterime sunmuştuk.

     

    Fahrelnissa Zeid, Kemikli Kompozisyon

    Fahrelnissa Zeid, Kemikli Kompozisyon

     

    Art50.net hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

    Art50.net sanatçı, koleksiyoner ve tüm sanatseverleri aynı çatı altında buluşturan, yakından takip etmeye çalıştığım, güncel ve çağdaş sanat odaklı bir online platform.  Art50.net’in yaptığı çeşitli röportajlardan ve genç sanatçılara açtığı platformdan çok büyük keyif alıyorum.

     

    Kısa Kısa…

    İlk aldığınız sanat eseri:  Hatırlamıyorum.

    En çok sahip olmak isteyeceğiniz eser:  Her gün değişiyor.

    İlgi duyduğunuz sanat türü: Çağdaş sanat ve postmodernist sanat akımı… Özellikle Türkiye, Orta Asya, Orta Doğu ve Post-Sovyet ülkelerinden olan sanatçılar ilgimi çekiyor.

    Sanatın sizin için anlamı: Hayatımın büyük bir parçası.

     

    Kapak fotoğrafı: Kaan Sağanak

  • 2015’i Üç Farklı Küratörden Dinledik

    Röportaj

    2015’i, çağdaş sanat adına dopdolu bir yılı geride bıraktık. Fuarlardan sergilere, bienallerden sanatçı konuşmalarına koşturduğumuz geçen yılın öne çıkan etkinliklerini sanat ortamımızın birbirinden farklı projelere imza atan üç değerli küratörüne sizler için sorduk.

    Necmi Sönmez, Josef Albers Museum Bottrop

    Dr. Necmi Sönmez, Josef Albers Museum, Bottrop

     

    DR. NECMİ SÖNMEZ

    Yılın Sergisi

    Nazım Hikmet Richard Dikbaş’ın Karşı Sanat Çalışmaları’nda gösterdiği “Ben Zaten Çalışıyorum” sergisi. Nazım araştırmalarını farklı tekniklerle sürdürürken, belli kavramlar üzerine olan yoğunlaşmasını farklı imgeler yaratarak dönüştürmeyi başarıyor. Tekrara, yenilemeye düşmeden.

    Yılın Sanatçısı

    10.11. 2015 günü yitirdiğimiz Cengiz Çekil, kırk yılı aşan sıra dışı çalışmalarına karşın Çağdaş Türk Sanatı’nın az tanınan, giriştiği görsel deneylerle 1970’lerden itibaren Türkiye’nin yakın tarihini imgelere dayalı olarak büyüteç altına almayı başarmasına rağmen çalışmaları bilinmeyen, “saklı” bir sanatçıydı. Çalışmaları MoMA ve Guggenheim gibi önemli koleksiyonlara kabul edilen sanatçı, kendi kuşağının en ilginç deneylere giren isimleri arasında yer alıyor.

    Yılın Müzesi

    Josef Albers Museum. Almanya’nın Bottrop kentindeki bu küçük müze, Bauhaus sanatçıları Anni ve Josef Albers’in çalışmalarıyla, birbirinden ilginç geçici sergileri sunar. Burada son olarak Walker Evans’ın kapsamlı bir retrospektifini izledim.

    Yılın Sanat Olayı

    Ali Artun’un İletişim Yayınları’ndan çıkardığı “SANAT HAYAT” dizisi. Birbirinden önemli 37 kitabın yayınlandığı bu dizi, ülkemizde çok uzun süreden beri ihtiyacını duyduğumuz nitelikli, sorumluluk sahibi düzeyiyle “zihin açıcı” bir özelliğe sahip. Aralık ayı başında Artun’un bizzat kaleme aldığı “Sanatın İktidarı” isimli kitap yayınlandı.

    foto

    Naz Cuguoğlu

    NAZ CUGUOĞLU

    Yılın Sergisi

    Bu senenin ayaklarımı yerden kesen sergisi Şahin Kaygun’un İstanbul Modern’deki sergisi oldu. Disiplinlerarası kavramının yolu henüz Türkiye’ye düşmemişken, teknikler arasındaki sınırları zorlayan sanatçının fotoğraf üzerindeki deneysel müdahaleleri/katmanları ve Türkiye için bir ilk olan Polaroid’leri, serginin 80’lerin politik buhranıyla uyum içindeki karanlık atmosferinde izleyicileri de bilincin sınırlarına taşıyordu.

    Yılın Sanatçısı

    Zamanın İşaretleri sanatçı grubu: Huo Rf, Sena, Sabo, Burak Ata ve Ecem Yüksel’den oluşan grup, beni yaptıkları işlerle her zaman heyecanlandıran genç sanatçılardan oluşuyor. İşbirliği halinde, organik, tartışmaya ve sohbete açık yapılarını özellikle günümüz şartlarında çok değerli ve gerekli bulduğum kolektifin üyeleri üçüncü ve son sergileri Başı Balkonda Dünyaya Ters’i Pi Artworks’te gerçekleştirdiler.

    Yılın Müzesi

    Baksı Müzesi. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın kurduğu ve Bayburt’un Bayraktar köyünde yer alan müze, tersine göçü başlatacak çalışmaları, bölgedeki çocukların ve gençlerin eğitimine ve kadın istihdamı projelerine verdiği desteğin yanı sıra tasarım, sanat ve kültür alanındaki projeleri ve gelenekselle çağdaşı buluşturan sergileriyle günümüzde bir müzenin nasıl daha kucaklayıcı ve eğitici olabileceği konusunda hepimize ders veriyor.

    Yılın Sanat Olayı

    Aziz Nesin Sanat Köyü’nün çalışmalarına başlaması. Işın Önol’un koordinasyonunu gerçekleştirdiği sanat köyünde 17-21 yaş aralığında ve mevcut eğitim sistemi içinde ihtiyaç duyduğu öğrenme koşullarına ulaşamamış öğrenciler, iki haftalık bir pilot program kapsamında ‘eleştirel düşünce ve fikir üretme’ odaklı derslere ve atölyelere katıldılar. Çok değerli eğitimciler eşliğinde, gençlere bu kadar erken yaşta ulaşılması ve kuramsal derslerin atölyelerle, sunum, portfolyo hazırlama becerileriyle desteklenmiş olması bana göre Türkiye’de sanat dünyası için paha biçilemez bir girişim. Devamını heyecanla bekliyorum.

    Ebru Yetiskin - Photo 1

    Ebru Yetişkin

    EBRU YETİŞKİN

    Yılın Sergisi

    İnsanı imge ve sesle kuşatarak tekil bir dünyaya dahil edebilen, mekana özgü yapı, ses yerleştirmesi ve görsel kurgu kullanımıyla sinematik olana fiziksellik kazandıran eğilimleri deneyimlenebilir kıldığı için Prizma’nın (Lara Kamhi ve Eli Kasavi) “Moving Images #2” adlı sergisi. Yoğunluk inisiyatifinin “Su Ruhu” adlı mekansal deneyimi de görülmeye değerdi.

    Yılın Sanatçısı
    Bager Akbay. Contemporary Istanbul Plugin Yeni medya Bölümü’nde sergilediğimiz “Deniz Yılmaz’ın Hazin Hikayesi” başlıklı işiyle bugün sanatçının, sanat eserinin, izleyicinin kim ya da ne olduğunu alt üst eden çalışması nedeniyle. Şiir yazan bir robot tasarlayıp ona sosyal medya hesabıyla bir kimlik kürasyonu yapan Akbay, şiirlerinin yayınlanması ya da satılması durumunda tanınacağına inanan Deniz Yılmaz ile günümüzde hakim olan yapay aptallığın işleyiş işlemleri ile süreçlerini gözlemleyebilmemizi sağladı.
    Yılın Müzesi
    Bu yıl hem Pera Müzesi’nde hem de Sabancı Müzesi’nde ilgi çekici etkinlikler düzenlendi.
    Pera Müzesi’nin video sanatıyla ilgili sergisi ve panel programı ile Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garrett’ın gerçekleştirdiği cephe tasarımı dikkat çekiciydi. Sabancı Müzesi’ndeki “Zero” sergisi ise özellikle çağdaş sanatı yeni tanımaya başlayanlar için son derece iyi düzenlenmiş ve bilgilendirici bir sergiydi.
    Yılın Sanat Olayı
    Bence AKM’nin hala kapalı kalması bu yılın sanat olaylarından biri. Ayrıca 72. Venedik Film Festivali’nde Emin Alper’in “Abluka” filminin ödül alması ve Cevdet Erek’in, Cenker Kökten ile birlikte geçen yıl Venedik’te yine ödül kazanan “Sivas”ından sonra “Abluka”nın da ses ve müzik tasarımını yapması 2015’in en önemli sanat olaylarından.

     

  • Selma Aygün’le “Sanat Tutkunluğu” Üzerine

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Sanat dünyamızın en renkli ve çok yönlü simalarından Selma Aygün… Hem sanatçı, hem koleksiyoner. Mimarlık ve sosyoloji eğitimi almış, moda ve dekorasyon ile de ilgilenmiş. Resim ve Heykel Müzesi Derneği’nin Yönetim Kurulu’ndaki görevini başarıyla sürdürüyor. Aygün ile kendi deyimiyle “sanat tutkunluğu” üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

    Sergi demeçlerinizde sık sık mimarlık eğitiminizin resimleriniz üzerindeki etkisinden söz ediyorsunuz. Bu etkiyi tam olarak nasıl tanımlarsınız?

    Mimarlık eğitimi sadece mimari ve sanat eğitimi ile sınırlı olmayıp yaşamın hemen tüm pratiklerini kapsayan, deneyimlerin farkında olunmasını zorunlu kılan bir eğitim denebilir. Zaten ilk sınıflarda Temel Eğitim, Temel Tasarım derslerini zorunlu olarak alıyorsunuz. Temel sanat eğitimi perspektif, matematik, geometri, boyutlandırma, renk, espas,  ön plan, arka plan gibi birçok temel unsurla, figür, insan-mekan ilişkilerini birleştiren deneyimler içeriyor ve resim üretim sürecine de yansıyor elbette. Ben bu konuda çok şanslıydım çünkü genç yaşta kaybettiğimiz değerli kişilik Altan Gürman benim hocamdı. Bilindiği gibi kendisi Türkiye’de güncel sanatın ilk ve en önemli kişilerinden biridir. Keşke daha uzun yaşasaydı ve daha fazla üretimine tanıklık edebilseydik. Resimlerimde genellikle natüralist unsurlar, jestiyel sürüşle veya rastlantısal oluşumlarla buluşturularak soyuta gidiliyorsa da, bahsettiğim temel ilişkiler her zaman geçerliliğini koruyor.

    20151108_103710

    Selma Aygün’ün çalışmalarından

    Koleksiyoner olarak hangi tür eserlerle ilgileniyorsunuz? İlginizi özellikle çeken belli bir konu, dönem, teknik var mı?

    Koleksiyonerlik yerine ”Sanat Tutkunluğu” diyelim isterseniz. Tam olarak bir üst başlık oluşturacak, her zaman mutlaka birbiriyle konuşacak nitelikle işler toplamalıyım diye yola çıkmadım. Çünkü zamanla sanatta da trendler, mediumlar değişiyor ve farklı mecralar oluşturuyor. Çok kesin kriterler de  belirlemiyorum. Öncelikle özgün, daha önce benzerlerini çok görmediğim işlerle karşılaşmak heyecanlandırıyor beni. Özellikle büyük, kavramsal ve optik, görsel yanılsamalarla izleyiciye farklılık yaşatan, mimariyi andıran strüktürel ve devasa yerleştirmeleri izleme fırsatı olduğunda kaçırmamaya çalışıyorum. Dönem olarak ise batıdaki Modern dönemi çok değerli buluyorum. Cezanne’dan sonra Çağdaş’a doğru ilerleme sürecinde çok önemli sanatsal ataklar olmuş, gruplar oluşturulmuş. Çağdaş veya Güncel sanatı da izleyiciye sanatı zihinsel olarak sorgulatarak şaşırtıcı, ironik  söylemler, medium çeşitliliği, dijital imkanlar ve manipülasyonlarla sonsuz deney olanakları sunuyor olması açısından çok heyecan verici buluyorum. Gelecekte bu deneyimlerin kazanacağı daha da büyük ivmenin sanatı nerelere taşıyacağını çok merak ediyorum.

    20151108_094601

    Selma Aygün Koleksiyonu’ndan görünüm

     

    Dünyada ve ülkemizde beğendiğiniz sanatçılar ve takip ettiğiniz yayınlar, fuarlar hangileri? 

    Dünyadan bahsediyorsak birçok sanatçı var, öncelikle Anselm Kiefer’in güçlü işleri çok etkileyici. Albert Oehlen,Wolfgang Tillmans, Darren Almond, Vik Muniz, Maurizio Cattelan. Frank Stella’nın devasa  işleri de her zaman etkiler beni. Sanatçının NewYork’ta Whitney Museum da 7 Şubat’a kadar açık olan retrospektif sergisi var şu anda. Bizden de çok değerli isimler var tabii ki. Mehmet Güleryüz’ün gerek sanat donanımı gerekse icraatı çok güçlü. Bir dönem hocam olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Abdurrahman Öztoprak geometrik soyutta önemli bir isim. Daha sonraki kuşaktan Kemal Önsoy, Canan Tolon. Güncel sanat risklerini göze almış ve bugünlere geçiş için çok önemli sanatçılar olarak da Altan Gürman, Canan Beykal, Füsun Onur, Serhat Kiraz, Ayşe Erkmen ve Sarkis gibi isimleri sayabilirim. Son 10 yıl içinde sanatını çok geliştirmiş ve tutarlılığını, temposunu hiç düşürmeden çalışan çok önemli sanatçılarımız var; ancak bu satırlara sanırım sığdıramayız. Öte yandan sanat haberlerini daha çok Artnet News, Artnet Auctions, Artsy gibi online sitelerden takip ediyorum. Art Investor, Art&Business, Canvas gibi dergilerden ve yurtdışından  getirdiğim kitaplardan yararlanıyorum. Fuar olarak Art Basel ve Frieze London’a gidiyorum. Bu sene Art 15 London’a da gittim. Bir kere Art Chicago’ya gitmiştim. Güncel sanat fuarı olmasına rağmen  ilgimi çeken mimari etkinlikler  de olmuştu ve çok hoş bir deneyimdi. Avrupa’da ve Amerika’da, Uzakdoğu’da, hatta bazı Latin Amerika ülkelerinde bile çok sayıda sanat fuarı düzenleniyor. Nitelikleri tartışılır tabii. Bizdeyse bienal ve özellikle Contemporary İstanbul çok önemli.  Bu yıl 10. yılını gerçekleştirecek olan CI, gerçekten bizim gibi halen sanata ilginin ve desteğin tartışılabileceği bir ortamda yarattığı sinerji ile çok önemli bir şey gerçekleştiriyor. Kutluyoruz.

    Sizce sanatçı kimliğinizin koleksiyoner olarak seçimleriniz üzerinde nasıl bir etkisi oluyor? Sanatçı olarak ülkemizde koleksiyonerlerin bilgi düzeyi ve tercih yapma biçimlerini  nasıl değerlendiriyorsunuz? Her iki rolü üstlendiğiniz için deneyimleriniz çok değerli.

    Aslında birlikte varoldu hep. Seçimlerimde beni hayran bırakan ve deneyimlemeyi hiç aklıma getirmediğim işler ön plana çıkıyor. Bazen de eşzamanlılık yaşadığım oluyor. Benim deneyimlemeyi planladığım bir işin bambaşka bir ülkede bir sanatçı tarafından gerçekleştirildiğine tanık olmadım değil. Tesadüfen farklı sanatçıların çok benzer işler ürettiklerine rastlanıyor zaman zaman. Ülkemizde çağdaş sanat koleksiyonerliğinden bahsediyorsak, çok eskiye dayanmıyor. Sanat koleksiyonerliği tutku olmadan yapılamıyor, zaten bu sahici istek olmadan yapılan şey, genelde bir prestij arayışı, bir akım, moda olarak geçici oluyor. Koleksiyonerliğin ilk olmazsa olmazı ”tutku”. Sonra da maddi olanaklar elbette. Ancak sadece piyasa eksenli alımlar, sanat eserinin sadece bir yatırım aracı olduğu algısı da kişileri yanıltıyor. Tabii ki eserin değerinin artışı her zaman arzu edilen bir şeydir, ama yola ilk çıkış noktası bu faktör olmamalı. Bir koleksiyonerin her şeyden önce sanatçıyı, galeriyi, üretim sürecinin devamlılığı gibi birçok faktörü araştırmış olması gerekir. Zaten o kadar çok online yayın var ki bütün bilgilere kolayca ulaşılabiliyor. Bir sanatçının hangi işleri hangi koleksiyonda, en son hangi müzayedede hangi fiyata satılmış ve bunun gibi birçok bilgiden haberdar olunabiliyor. Bu takip oyun gibi, çok da eğlenceli oluyor ayrıca.

    Resim heykel müzesi ile de ilgili çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Müzenin bundan sonraki vizyonu ve projeleri nasıl olacak? 

    Resim Heykel Müzeleri Derneği (RHMD) 35 yıllık mazisi olan bir dernek. Halen Maçka’daki merkezinde Resim, Heykel, Felsefe gibi dersler sürdürülüyor. Her yıl genç sanatçıları desteklemek ve kaynak yaratmak amacıyla edisyonlardan oluşan bir seçki yapılarak düzenlenen etkinliklerde satışı gerçekleştiriliyor. Bu da genç sanatçıları motive ediyor. Ayrıca akademilere hazırlık amaçlı temel sanat eğitimi kursları talebe göre oluşturuluyor. Önümüzdeki günlerde dernek olarak sanat gezileri düzenleyerek ilgili sanatseverlerin müze ve galerilerdeki sergileri izlemelerini, sanatçılarla tanışmalarını sağlamayı planlıyoruz.

    Türkiye’de son yıllarda çağdaş sanata ve genç sanatçılara olan ilgide büyük bir artış oldu. Siz koleksiyon yaparken genç sanatçılara nasıl ulaşıyorsunuz? Özellikle takip ettikleriniz?

    Evet,  gerçekten genç sanatçı- koleksiyoner buluşması çok önemli. Genellikle bazı sanat inisiyatifleri bu buluşma için doğru ve yararlı ortamlar oluşturuyorlar. Örneğin Art50’nin bu konudaki gayretleri  dikkat çekiyor. Online ve farklı mekanlarda düzenlediği etkinlikler ile birçok genç sanatçının tanıtılmasına destek veriyor. Kutluyorum. Ben de Art50 gibi online siteleri zaman zaman ziyaret ederek keşfe çıkıyorum. Ayrıca Mamut da her yıl önemini artırıyor.

    Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız projelerden söz edebilir misiniz? Sizi yakın gelecekte yeni sergilerde görecek miyiz?

    Halen RHMD’de heykeltıraş Zeynep Kösem’in atölyesinde heykel çalışıyorum. Üç boyut  deneyimi farklı bir heyecan yaratıyor. Üretim konstrüksiyondan işin dökümüne kadar çok dinamik. Heykelin sanat deneyimimde süreklilik kazanıyor olduğunu ve yakın gelecekte izleyicilerle paylaşıma girmek istediğimi belirtmeliyim.

    Kısa Kısa…

    İlk aldığınız sanat eseri: 1980 yılında Mustafa Aslıer’in bir eserini almıştım.

    En çok sahip olmak isteyeceğiniz eser: Jaume Plensa’nın Venedik, San Giorgio Maggiore’de ”Together” sergisindeki bütün enstalasyonlar.

    İlgi duyduğunuz sanat türü: Antik, klasik heykeller beni benden alıyor. Hele kumaş kıvrımlarını dahi mermere yansıtan o ustalıklara hayran olmamak elde değil.

    Sanatın sizin için anlamı: Yaşamı anlamlı kılan, heyecan ve mutluluk veren çok önemli bir olgu. Koşullar ne olursa olsun hep var olacak.

  • “Avantgarde” Hotelleri’nde Sanat: İsmet Öztanık Röportajı

    “Avantgarde” Hotelleri’nde Sanat: İsmet Öztanık Röportajı

    ismet oztanik

    Röportaj: Yasemin Elçi

    Bugün İstanbul’un pek çok yerinde otelleriyle karşınıza çıkan Avantgarde markasının yaratıcısı, ailesinden gelen 25 senelik otelcilik kimliğine bu oteller dahilinde sanatsal bir yön katan, günümüz çağdaş sanat sahnesinde oldukça önemli etkinliklere ve sanatçılara sponsorluklar ile destek olan İsmet Öztanık, bugün tüm genç koleksiyonerlere benzersiz örnek teşkil ediyor. 17 Temmuz’da Avantgarde Hotel Yalıkavak’ta Art50.net işbirliği ile açılan “Celebrities | Ünlüler” başlıklı sergi sürerken, kendisiyle hem kurumsal, hem de bireysel olarak sanata nasıl destek olduğunu, hayatında nasıl bir yer verdiği ve koleksiyonu hakkında sohbet ettik.

    Biraz otelcilik geçmişinizden bahseder misiniz? Otellerinize sanat ilk kez ne zaman dahil oldu?

    Bizim aile olarak 25 senelik bir otelcilik geçmişimiz var. Taksim’de başlayıp daha sonra Levent, Şişli ve Bodrum’da devam eden hem yatırımcı, hem de işletmeci kimliğine sahibiz. 2010’a kadar hep dört yıldız pazarında faaliyet gösterdik. Bu pazardaki yüksek rekabet ve acımasız piyasa koşullarından ötürü, biraz da Türk otelciliğinin gelişmişlik düzeyiyle de bağlantılı olarak, otellerimizdeki sanat unsuru 2009’a kadar pek oluşmamıştı. Avantgarde Hotel’in ilk şubesi olan Levent’te bu yönümüzü ilk olarak ortaya çıkarttık.

    Sizin kişisel olarak sanata ilginiz nereden geliyor? Bu konuda hiç eğitim gördünüz mü? Ailenizin koleksiyonerlik geçmişi var mı?

    Koç Üniversitesi’nde Siyasi Bilimler okuduktan sonra, 2008 yılında İngiltere’de yüksek lisansımı yapıp, 2007’de Türkiye’ye döndüm. Ama tüm eğitim sürecimde sanat tarihi, drama, sanatın toplum ve bireysel üzerindeki etkileri hakkında derslere yer verdim. Yani özelimde de sanata hep meraklıydım. Ailemde benden önce ilgilenen kimse yoktu. Benimle birlikte şahsi ve kurumsal koleksiyon başladı.

    art50.net Genco Gulan Yalıkavak

    Avantgarde markası sanatla nasıl özdeşleşiyor?

    Avantgarde markasının oluşumunu kendim yürüttüm. Elif Özsezen ve Bera Ertürk, Levent şubemiz için harmoni içindeki kaos heykelini yaptı. Amblemimiz de o heykelden esinlenerek tasarlandı.

    Peki sergilere ve koleksiyon yapmaya nasıl başladınız?

    İlk açılışımızda Lebriz Art’la birlikte çalışarak özellikle kadın sanatçılar üzerinden bir koleksiyon oluşturmaya başladık. Bu da bizim için aslında bir laboratuvar oldu. Daha çok tavsiyeleri dinleyerek hareket ettik. Otelimizin bir iş oteli değil, yaşayan bir şehir oteli olmasına gayret ettik. Odalarımızda Amerika’da yaşayan Türk fotoğraf sanatçısı Derin Özsezen’in bazı tuval baskılarını kullandık.

    Bir sanat danışmanınız var mı?

    Galeri Kuad’ın ortağı olan eski dostum Selin Yurtbilir sanat danışmanımız oldu. Kendisiyle işbirliğine Taksim şubemizde de devam ettik.

    Van Gogh

    Sanata ilginiz otelcilik anlamında size ne gibi faydalar sağladı? Otelleriniz dışında da sanata destek oluyor musunuz?

    Konaklayan misafirlerimizin tekrar geldiklerinde yine bizi tercih etmelerini istiyoruz ve amacımız onlara bir ev konforu sağlamak. Dolayısıyla Levent’te başlattığımız bu kıvılcımı diğer otellerimize de yaymak istedik.

    Ayrıca Contemporary İstanbul, Art International ve bazı geçici sergilere destek olarak sanata destek oluyoruz. Adımızı bu camiada doğru yerlerde konumlandırmaya gayret ediyoruz. Biz doğru organizasyonlara sponsor olup kendilerini kitlelere daha iyi anlatabilmeleri adına mekanlarımızı tahsis ediyoruz. Ben koleksiyoner olarak hem yakın çevremde, hem de kurumumu temsilen toplumda doğru örnek teşkil etmek üzere sosyal cemiyette ve sektörel buluşmalarda katkılarını önemle dile getiriyorum.

    Koleksiyonunuzda başka kimlerin eserleri yer alıyor?

    Burhan Doğançay, Suat Akdemir, Saba Barlas, Ardan Özmenoğlu, Ramazan Bayrakoğlu, Maide Bulak, Fatma Tülin Öztürk, Pınar Du Pre gibi önemli sanatçılara koleksiyonumuzda yer verdik. Hatta bugün Ozan Oganer’in benim boyunda bir heykeli de katıldı.

    The Sun of Art, Yalıkavak

    Art50.net ile işbirliği içerisinde Bodrum, Yalıkavak şubenizde “Celebrities | Ünlüler” başlıklı bir sergi açtınız. Bu sergide kimlerin eserleri yer alacak? Bodrum’da daha önce bu tarz bir girişiminiz oldu mu?

    Yalıkavak’ta da İstanbul’da yaptığımız gibi, önce oranın bazı yerel sanatçılarına destek olmak istedik. Bunun dışında, Kezban Arca Batıbeki’yi misafir ettik.

    Şu anda ise, çağdaş sanat alanında değerli emekleri olan, sanatın ulaşılabilirliği konusunda bence kutsal bir görev edinmiş Art50.net kurucusu Güliz Özbek Collini ile “Celebrities | Ünlüler” sergisini açtık. Böylece Yalıkavak’ta çağdaş sanatı doğru kitlelerle buluşturmayı hedefliyoruz. Hem orada yaşayan, hem de yaz döneminde oraya seyahat eden kişilere ulaştıracağız.

    Sergimiz 30 Eylül’e kadar sürecek ve Betül Aytaç, Ayna, Genco Gülan, Hadra Tanrıverdi’nin eserleri görülebilecek.

    Güliz Özbek Collini ile ilk nasıl tanıştınız?

    Güliz Hanım’la Soho House’da bir etkinlikte tanıştık. Fakat eşi de benim meslektaşım aslında. Sonrasında onlardan bir pop-art eser satın aldım. Temsil ettikleri sanatçıları ve erişilebilir sanata katkılarını saygı ve sevgiyle takip ettim. Bundan sonraki yatırımlarımızda da kendileri ile işbirliğine devam edeceğiz.

    art50 unluler

    Alım yaparken yatırım değeri gözetiyor musunuz?

    Kesinlikle gözetiyorum. Fakat bir numaralı kuralım evimde duvara asacağım, izledikçe keyif alabileceğim işler almak. Yoksa alıp bir kenara atılacak, depoya kaldırılacak işler asla almam. Alınan eserin görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Olgun seviyesini tamamlamış sanatçılardan ziyade geleceğe yatırım yapıp kariyer gelişimdeki heyecanlı iniş ve çıkışlarına tarihsel tanıklık edebileceğim sanatçıları tercih ediyorum. Genç bir koleksiyonerim ve o genç kişilerin kendi anılarımda yer etmesini tercih ediyorum.

    Kişisel koleksiyonunuzu hiç sergilemeyi düşündünüz mü?

    Henüz sergi yapmadım, ama bu yıl Contemporary İstanbul ile işbirliği içerisinde, belki otelde bir davet verebilir ve özel koleksiyonumu sergileyebilirim.

    Yeni alım yapmaya başlayan, çağdaş sanata merak salan birine ne gibi tavsiyeleriniz olur? Bu tavsiyeler sanat alımına yeni başlayan bir kurum için nasıl değişir?

    Kendim de uyguladığım en büyük tavsiyem aylık rutin gelirlerinin üzerinde bir birikim her elde ettiklerinde muhakkak sanat alımı yapsınlar. Kurumlar da, ofis, avm veya otel mekanlarının yaşanabilir ve sürekli tercih edilebilir olması adına kendileriyle beraber yeşerip büyüyecek isimleri, alanında kendini kanıtlamış uzmanların tavsiyeleriyle tercih etmeliler. Hem kurumsal sosyal sorumluluk adına, hem de doğru bir birikim oluşturmak için bu şart.

    “Celebrities | Ünlüler” sergisi 30 Eylül 2015’e kadar Art50.net işbirliği ile avantgarde Hotel Yalıkavak’ta devam ediyor.

    Görsel 1: İsmet Öztanık Portresi
    Görsel 2: Genco Gülan, “Dört Gözlü Marilyn”, tuval üzerine dijital baskı, 95 x 95 cm, 2015 (“Ünlüler” Sergisinden)
    Görsel 3: Genco Gülan, “Dört Gözlü Vincent”, tuval üzerine akrilik, 80 x 120 cm, 2015 (“Ünlüler” Sergisinden)
    Görsel 4: Ayna, “Sun of Art”, fotoğraf, 5 edisyon, 70 x 100 cm, 2012 (“Ünlüler” Sergisinden)
    Görsel 5: Hadra Tanrıverdi Birecik, “İç Hat 3” & “İç Hat 2”, tuval üzerine karışık teknik, 2014 (“Ünlüler” Sergisinden)

    Röportaj Sanatonline.net’ten alınmıştır.

  • Mehmet Ali Bakanay ile Koleksiyonerlik ve Sanatın Hukuksal Boyutu Üzerine

    Mehmet Ali Bakanay bir hukukçu, koleksiyoner ve Art International fuarının yönetim kurulunda bulunan danışmanlarından. Kendisi, sanatsever ve koleksiyoner olarak sanat dünyasında aktif olmanın yanı sıra, kanunsal boyutta da sanatı ve piyasayı yakından izleme fırsatına sahip. Bakanay ile koleksiyonundan takip ettiği sanatçılara, Türkiye’deki mevcut kültür politikalarından sanat ekosistemine kadar uzanan keyifli bir söyleşi yaptık. Bakanay’ın sanata ve sanat dünyasının hukuki boyutuna dair görüşleri sanatseverlerin çok ilgisini çekecek. Keyifli okumalar!

    Hukuktan sanata uzanan çok yönlü bir hayatınız var. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Sanata olan ilginiz nasıl başladı?
    Hukuk masterımı New York Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra Amsterdam hukuk fakültesinde telif hakları ve marka patent hukuku konularında araştırma ve doktoramı tamamladım. Şu anda uluslararası bir hukuk firmasının ortaklarındanım. Ayrıca bir iletişim şirketler grubu olan Rekigroup’un yönetim kurulu üyesiyim. Uluslararası Barolar Birliği’nin sanat hukuku platformu üyesiyim. İki senedir de Art International (AI) Fuarının yönetim kurulundayım.

    Küçük yaşlarımdan beri sevdiğim sanatçıların resimlerini, desenlerini ve baskılarını alırdım. Ya da bunları ailemden hediye almalarını talep ederdim. Tabi daha ileri yaşlarda, bu yerini daha bilinçli toplamaya bıraktı. Yani 2005 sonrasında daha ciddi bir alım söz konusu oldu.

    Mehmet Ali Bakanay

    Mehmet Ali Bakanay

    Koleksiyonunuz sizin için ne ifade ediyor? Koleksiyonunuza eklemek istediğiniz sanatçılar kimler?
    Koleksiyonum beni ifade ediyor aslında… Hayatımdan belli kesitleri oluşturuyor…Onun için bana özel…Değişiyor, gelişiyor…risk alıyor…hayli dinamik anlayacağınız.

    Daha çok kavramsal eserlere ilgi duyuyorum. Genelde diptik işleri toplamaya gayret ediyorum. Onun için kavramsal işler üreten sanatçıları takip ediyorum. Size birçok sanatçı ismi verebilirim koleksiyonuma eklemek istediğim ama son takip ettiklerimden örneklersem Meiro Koizumi ve Yang Ah Ham diyebilirim. Video eserleri özellikle.

    Yoğun tempolu hayatınızda sanata ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Hiç kaçırmadığınız sanat etkinleri var mı? Takip ettiğiniz farklı mecralar nelerdir?
    Sanata oldukça vakit ayırıyorum. Ama bu zaman oluşuveriyor kendiliğinden. Okuyorum, araştırıyorum…e tabi görüyorum bir de.

    Genelde takip ettiğim galerilerin sergilerini kaçırmam, gerek yurt içi gerekse yurt dışında… Her yıl Rijks Academy Open Studio’ya davet ediliyorum… Mutlaka Amsterdam’a bunun için gitmeye gayret ediyorum. Uzakdoğu’yu takip ediyorum. Kore ve Tayvan özellikle. Fuarlara eğer takip ettiğim sanatçıların işleri varsa gidiyorum, aksi takdirde gitmiyorum. Bende avm etkisi yapıyor.

    Türkiye’de Depo’yu, Salt’ı, Arter’i ve Rampa’yı mutlaka takip ediyorum. Yapı Kredi Yayınları Sanat Dünyamız, Art Asia Pacific, Canvas, Art in America ve birçok online takip ettiğim mecralar mevcut.

    Genç sanatçılara oldukça destek verdiğiniz biliniyor. Koleksiyonunuzda genç sanatçılardan çok sayıda eser bulunuyor. Sizce genç sanatçılar neden önemli? Onları desteklemek için neler yapılabilir?
    Onları desteklemek öncelikle eserlerini almanızla olur bence. İnandığınız, güvendiğiniz ve anladığınız eseri alın, böylelikle piyasa genişler… Almadan sanata destek olmuyor maalesef.

    Tabi yeni yetenekleri keşfedebilmek büyük bir haz veriyor koleksiyonere.
    Ünlü sanatçıların eserlerinin yanında ve yeteneğine inandığım ama sisteme henüz girememiş sanatçıların eserlerini de alıyorum. Benim için önemli olan koleksiyonun bütünlüğü olduğu için iş bazında olayı değerlendiriyorum…Yani iyi iş benim için önemli oluyor. Özellikle genç sanatçılarda, bu üretim sürecini daha kolay takip edebildiğimden ve olayın içine dalabildiğimden dolayı daha çok seviyorum. Belki de bencilce bir duygu benimkisi.

    Bakanay Koleksiyonundan: Sibel Kocakaya (fotoğraf)

    Bakanay Koleksiyonundan: Sibel Kocakaya (fotoğraf)

    Sizi sanat hukuku ile ilgilenmeye iten neydi? Her zaman ilgi duyduğunuz bir alan mıydı, yoksa sanata olan ilginizin bir uzantısı olarak mı başladı?
    Aslında Türk hukuk sisteminde sanat hukukunun işlerliğinin yokluğu diyebiliriz. Hayır, her zaman ilgi duyduğum birşey değildi, sanata olan ilgimin bir uzantısıdır herhalde.

    Biraz Türkiye sanat piyasasından bahsedersek, piyasanın genişlemesinin önünde duran sosyal, politik ve hukuki engeller nelerdir sizce? Siz piyasanın büyüyebilmesi için gereken hukiki düzenlemeler konusunda aktif bir rol alıyor musunuz?
    Sanat bilincinin tam olarak oturmadığını düşüyorum. Türkiye’de koleksiyoner sayısı her geçen gün artıyor. Tabi bu sayının kaçı vizyoner, kaçı yatırım amaçlı koleksiyoner olduğu tartışılır. Sayısının artması Türkiye sanatının uluslararası platformda tanınırlığı açısından da çok şey katıyor. Zira koleksiyoner sayısının artması sanat pazarının büyümesini sağlıyor, bu da oldukça olumlu bir şey. Charles Shaatchi’nin “Young British Artist” sanatçılarını dünya çapında tanıtması ya da Peggy Guggenheim’in Amerikan soyut ekspresyonizminin bir parçası olmasını örnek verebilirim burada. Umarım Türkiye’de de böyle döneme damgasını vurabilecek vizyoner koleksiyonerler çıkar.

    Sanatın bir yatırım aracı olduğu ve hatta iyi bir yatırım aracı olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Dolayısıyla bir koleksiyonerin sanata yatırım aracı olarak bakmadığını söylemesi fazlasıyla “naif” kalacaktır. O nedenle üstünde konuşulması gereken konu, “nasıl bir sanata” yatırım yaptığınızdır. Bir koleksiyonerin alana hâkimiyetini, vizyonunu belirleyecek olan da budur. Çünkü sanat tarihini yönlendiren sanatçılar, herkese ve her şeye rağmen inançla üreten sanatçılardır. Ve o sanatçıları bugüne taşıyan da onlara “inanma riskini alan” sanat koruyucuları, hamileri ya da koleksiyonerlerdir.Onun için mutlaka koleksiyonerin yaptığı koleksiyonda kendi kişisel vizyonunu oluşturması gerekir. Kişinin yeni sanat kuramlarını takip etmesi gereklidir. Çünkü sanatın değişimini anlamak ve takip etmek geniş ve sürekli güncellenen bir vizyona sahip olmakla ancak mümkündür. Bu vizyonu yakalamadan geleceğin yakalanamayacağını düşünüyorum. Türkiye’deki kurumsal koleksiyonlar bu bağlamda oldukça önemli ve öncü adımlar attı. Umarım bu gelişim bireysel koleksiyonlara da yansır ve koleksiyonların birbirlerine benzemesinin önüne geçilir.

    Bakanay'ın Koleksiyonundan: Necla Rüzgar (yağlıboya)

    Bakanay’ın Koleksiyonundan: Necla Rüzgar (yağlıboya)

    Tabi ki sektörün ciddi hukuksal problemlerinin en başında KDV oranının ve stopajın yüksek olması geliyor. Sistem içerisindeki en önemli sorun maliyetlerin faturalandırılamıyor olması. Maliyenin denetiminden yoksun bir piyasa söz konusu. Sanat piyasasının büyüdüğü konuşulsa da, önemli bir bütçe olmadığı için Maliye tarafından görmezden gelindiğini, vergilendirmeye değer görülmediğini düşünenler de var. Eğer bu rakamlar piyasada dönüyor ve kayda alınamıyorsa ne yazık. Konuyla ilgili anayasal boşluk var. Yeni anayasada, kültür politikalarıyla birlikte sanat ve ekonomi ilişkisinin düzenlenmesi oldukça elzem.

    Öte yandan sanatçılar için telif konusunun işlerliğinin sağlanması en önemli hususlardan biri. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununu maalesef çok eski tarihli bir kanun. Sanat eseri tanımlanmış; Güzel sanat. Oysa ki güncel sanatta mecralar o kadar değişti o kadar çeşitlendi ki, bu tanım artık cevap veremiyor ihtiyaca. Yani mevcut kanuna göre güzel olmayan sanat korunmayacak mı?

    Ayrıca Sigorta hukuku açısından, bir takım sıkıntılar var… Bir enstalasyonun sigortalanması hala sorunlu Türkiye’de. Örneğin, sakızdan yapılan bir enstalasyonun sigorta değeri sakızın maliyeti mi olacak?

    Aslında hukuk kadar meslek birlikleri de çok önemli, onların hukuksal işlevliğini kazandırabilmek Türkiye’de sanata yapılan en önemli desteklerden biri olacaktır.

    Politik birçok engel maalesef mevcut, en başında sansür gelmekte…Bu konu başlı başına uzun bir tartışma konusudur.

    Bakanay Koleksiyonundan: Hera Büyüktaşçıyan (Enstalasyon)

    Bakanay Koleksiyonundan: Hera Büyüktaşçıyan (Enstalasyon)

     

    Türkiye sanat piyasasının büyümesi için, sanatekosisteminde yer alan kurumlara önerileriniz var mı? İşbirlikleri veya yeni oluşumlar faydalı olabilir mi?
    Bir süredir Türkiye’de kurumların oluşturduğu çok iyi koleksiyonlar ortaya çıktı. Birçoğu da sanata farklı açılardan oldukça önemli katkılar sağlamakta. Bence Türkiye’de kurumsal koleksiyonların artması Türkiye sanatının geleceği için oldukça hayati öneme sahip. Bunun için yeni ve doğru oluşumlar her zaman faydalı olacaktır.

    Kısa Kısa

    İlk aldığınız sanat eseri: İlk sanat eserim, daha çocukluk yaşlarımda anneannemin bana Fransa’daki bir müzayede evinden hediye olarak aldığı, Abidin Dino’nun İstanbul serisinden küçük bir mürekkep çalışmasıydı. Oldukça naif bir eser, hala ofisimde durur. Şimdiki koleksiyonumla pek alakası yok ama benim için önemlidir.
    En çok sahip olmak isteyeceğiniz eser: İlkokulda bir yarışma için yapmış olduğum, derece aldığım ve maalesef bir sergi sonrası yok olan kendi eserim.
    İlgi duyduğunuz sanat türü:
    Kavramsal sanat
    Sanatın sizin için anlamı: Terapi
  • Çiğdem Akın ile Sanat Koleksiyonu Üzerine

    Çiğdem Akın moda tasarımcısı. Kendi adıyla yarattığı markası için her sezon koleksiyonlar hazırlamakta ve defileler yapmaktadır. Çiğdem Akın tekstil tasarımının dışında plastik sanatlara karşı gerek koleksiyoner gerekse üretici olarak ilgi duymaktadır. Her sezon hazırladığı koleksiyonlara ithafen sergiler açmaktadır. “İnferno” koleksiyonunun ardından yine aynı isimde bir heykel sergisi açmıştır. Şimdi ise “Purgatorio” koleksiyonuna ithafen yağlı boya resim sergisinin hazırlıklarını sürdürmektedir. Sergi 21 Kasım’dan itibaren Galata Serdar Ekrem Sokakta bulunan GaleriBu’da gezilebilir.

    >>>

  • Dila Kabakçı ile ARTFACTORY Üzerine

    İstanbul’un artık bir sanat deposu var! ARTFACTORY kısa bir süre önce, uzun ve detaylı bir araştırma ve projelendirme dönemini geride bırakarak, koleksiyonerlerin hizmetine sunuldu. Sanat eserlerini hem en ileri teknoloji ile depolama, hem de sergileme imkanı sunan yeni oluşumu, kurucularından biri olan Dila Kabakçı’dan dinledik.

    >>>

  • Özlem Avcıoğlu ile Sanat ve Seyahat

    Özlem Avcıoğlu bilindik “çok gezen mi, çok okuyan mı” tartışmasını dopdolu hayat tarzıyla alt ederek hem çok gezip, hem de çok okuyanlardan. Kendisi, bir çok alanla aynı anda ilgileniyor. Hepsini de ustaca harmanlamayı başarmış. Onu “sofistike seyyahlar”a fikirler sunmak için kurduğu travelmodus.com adlı sitesinden, kurucu ortağı olduğu tasarım dükkanı Haaz’dan, seyahat üzerine yazdığı onlarca yazıdan ve Instagram hesabından tanıyor olabilirsiniz. >>>

  • Tansa Mermerci ile Art International ve SPOT Projects Üzerine

    Sanatsever ve koleksiyoner Tansa Mermerci 3 yıl önce ortakları ile beraber hayata geçirdiği SPOT Projects ile Türkiye’de benzeri olmayan bir sanat kurumunu İstanbul’a kazandırdı. Mermerci, çağdaş sanat koleksiyonu, genç sanatçılara verdiği destek ve SPOT aracılığıyla parçası olduğu sanat eğitimleri ile sanat dünyasının sık sık gündeme gelen isimlerden.

    >>>

  • Banu Çarmıklı ile Sanat Fuarları

    Banu Çarmıklı’nın sanat sevgisi çok eskilere dayanıyor. Kendisi uzun süredir devam ettirdiği koleksiyonerliğin yanı sıra, sanatı çok yakından takip ediyor. Londra University of Richmond’da Pazarlama – İş İdaresi bölümünü bitirdikten sonra yurt içi ve yurt dışında pek çok Sanat Tarihi kurslarına katılan Çarmıklı, sanat tutkusunu yazıya dönüştürmeyi başarmış. Çarmıklı’nın sanat üzerine yazılarını çeşitli yayınlardan ve içeriği her gün genişleyen blogu banucarmikli.com’dan izlemek mümkün. >>>

Toplam 4 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.1234