[-] > SANATÇILARLA SAHNE ARKASI > Ayna’yı Yakından Tanıyoruz
  • Ayna’yı Yakından Tanıyoruz

    Ayna, veya sokak ve sosyal medyada tanındığı haliyle #ayna, Art50’ye yeni katılan sanatçılarımızdan. Kendisini sokaklardan, duvarlara çizdiği işleri veya yerleştimeleri ile tanıyor olabilirsiniz. 2013 Mamut Art sergisinde Bedri Baykam’ı konu alan eserini görmüş ve gülmüş de olabilirsiniz. Ayna sokaklardan, sosyal medyadan ve güncel olaylardan beslenen çok yönlü bir sanatçı. İnsanların sokaklarda işleriyle etkileşime girmelerini ve insanların gününe biraz da olsa mizah katabilmeyi seviyor.

    Ayna’ya popüler figürleri ikonlaştıran işleri, sokaklar ve gezdiği kentler ile ilgili sorular sorduk. Takipçilerimize onu daha yakından tanıtmak adına eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik.

    Hepsinden önce biraz işlerin bahsedelim mi? Mesela Mehmet Ali Birand’ı konu alan eserinden, nasıl karar verdin bu işi yapmaya?
    Mehmet Ali Birand’ın çok kendine has bir üslubu vardı. Aslında bir haber spikeri (anchormen) çerçevesine uymuyordu ama karakteri ve içtenliği ile Türk halkı onu haber spikeri olarak kabul etti. Kendi açısından bir marka yarattı: Mehmet Ali Birand. Sesini bile duyunca onu tanıyordun ve bu adam haberi böyle sunuyor, gülüyor, kendi mimikleri var diye kabul ediyordun. Mesleğin çizgisinin dışında olmasına rağmen bir marka olabilmeyi başarmış biri olması önemli noktaydı benim için.

    Ayna - Brand

    Ayna – Brand

    Evet, sevenleri ve sevmeyenleri olduysa da gerçekten belli bir döneme imzasını atan bir muhabir… Peki “The Sun of Art” işin?
    Bu eseri yapmadan önce Zeki Müren’in biyografisini detaylı okudum. Kendisini dönemin, 70 ve 80’erin Lady Gaga’sı gibi görüyorum. Beyrut’ta olsun, İsrail’de olsun, Türk halkının onu kabullenişi olsun çok farklı bir karakter ve bildiğimiz gibi cinsel tercihi az çok belli. 80’lerdeki Türk halkının bunu kabullenişi mucizevi bir şey.

    Zeki Müren Türk tarihi için dönem noktası değerinde bence. Giydiği kıyafetler, Yeşilçam ile olan iletişimi ve daha birçok açıdan muazzam…Dolayısıyla Zeki Müren’i Türk Sanat Tarihinin güneşi olarak görüyorum. “The Sun of Art”ı ise, böyle bir değerimizi daha global bir söyleme taşıma amacıyla yaptım. Ve yurtdışı gezilerime de bunu paste-up olarak taşıdım. Beyrut’ta yurt dışından gelenlerin sık sık ziyaret ettiği bir sokağa yapıştırdım ve hashtagler kullandım. Ben Beyrut’tan döndükten sonra bile insanlar bu eser ile etkileşime girdi. Beyrut Tango Festivaline katılan Türkler olmuş ve bu eserin fotoğrafını çekip bana gönderdiler.

    Daha sonra Beyrut’lu bir sokak sanatçısı da bu esere eklemeler yaptı. Ayna’nın aslında çıkış noktası da bu. Sokakta olduğu için evrim geçiriyor. Yaptığım eserler şekil değiştirebiliyor, deforme olabiliyor, insanların yorumları ile şekilleniyor. Özgürlüğü de orada aslında.

    Neden “Ayna” peki?
    Toplumda olanları geri yansıttığından dolayı. Ayna ve toplum. Sokağa yerleştirdiğim eserlerle insanlar fotoğraf çekiyor ve sosyal medyada paylaşıyorlar. Bu süreçte telefonlar ve sosyal medya da bir nevi ayna görevi görüyorlar.

    Sanata başlama sürecinden bahsedebilir misin?
    Ben Yeditepe Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okudum. İkinci sınıftan sonra kendi içimde sorgulamalara başladım. Ve bu sorgulamalarımı toplumla paylaşmaya başladım. Güzel bir geridönüşü de oldu açıkçası. Ama bu “ben sanatçı olacağım” diye çıktığım bir yol değildi. Zaman içinde kendi benliğimi keşfettim açıkçası.

    Sokağa ilk çıkman nasıl oldu ve neden sokağı seçtin?
    Okuldayken sık sık Taksim ve Akaretler’deki galerileri gezerdim.  Toplumun galerilere çok fazla girmediğini fark ettim. İnsanların çoğu galerilere girip bakmıyordu. Ben ise halkla bütünleşmeyi seçtim. Eserleri sokağa taşıyıp, onlara ulaşmayı daha kolay hale getirmeyi ve insanlarla daha rahat etkileşmeyi tercih ettim. Daha sonra Instagram ve Twitter gibi sosyal medya araçlarının gelişmesi de benim eserlerimin daha hızlı yayılmasını sağladı. İnsanlar eserlerimin fotoğraflarını profillerinde kullanmışlar, Ankara’da üniversite öğrencileri işlerimin stencil versiyonlarını çıkarıp duvara işlemişler mesela.

    Peki sokağa ne zaman çıkıyorsun işlerini yerleştirmek için? Nasıl oluyor bu süreç?
    Gece çıkıyorum tabi ki. Ben Gezi olaylarından önce başlamıştım sokaklara yapıştırmaya. Aslında Türkiye’de sokak sanatının tarihine baktığımda, iki tane kırılma noktası görüyorum ben. İlki 80’ler sırasında sağ-sol olayları esnasında duvara yazılanlar, bir de Gezi’den önceki dönem. Gezi olaylarından önce sokağa bir şey çizdiğin zaman polisler karşı çıkmıyordu. Hatta bir seferinde polisler bizi arayacak, sorun çıkaracak zannettim ama polisler gayet rahattı ve “hiç rahatsız olmayın devam edin arkadaşlar, bir sorun çıkarsa bize haber verin” demişlerdi. Ben Los Angeles’ta da sokağa yerleşitirmeler yaptım ve oralarda bu tarz bir diyalog asla gerçekleşemez. O yüzden çok şaşırmıştım. Fakat şu dönemde ortam biraz daha gerildi tabi.

    Ayna'nın "Çare Morgül" yerleştimesinin bir fotoğrafı

    Ayna’nın “Çare Morgül” yerleştimesinin bir fotoğrafı

    Senin “Çare Morgül” sokak yazından sonra Yılmaz Morgül ile bir röportaj yapılmış ve Morgül bu lafı benimsemiş gibi duruyor. 
    Ben o işi yaptıktan sonra ve bir şekilde o iş medyanın dikkatini çektikten sonra, Yılmaz Morgül beni internette aratmış ve Twitter yolu ile benle iletişime geçti. İlk başta beni sorguladı. “Sen ne yapmaya çalışıyorsun?”, gibi defansifti. Ben de ona “Seni siyasette çare olarak görüyorum,” dedim ve sonrasında tanıştık. Brilikte yemek yedik. Hala da iletişimdeyiz hatta. Sonrasında kısa bir video yapıp youtube’a da koyduk.

    Video dışında, farklı mecralarda yaptığın başka işler de oluyor mu?Bu işlerin yanı sıra, performans sanatı da yapıyorum. Slovakya’dan gelen bir sanatçı çift ile gerçekleştirdiğimiz “Toplum Kontölü” adlı bir workshop oldu. Taksim’de “Remote Citizen” adında bir grup performansı yaptık. 50 kişiye mikrofon ve kulaklık verildi. Herkese aynı anda “dur” komutu verildi, hepimiz aynı anda sokakta durduk. Eminönü’de Catwalk yaptık, tramvay’ı diş fırçaları ile fırçaladık…Çok etkileyici bir deneyimdi.

    Profesyonel anlamda oyunculuk da yapıyorum ve tüm bunları kendimi ifade etmenin bir şekli olarak görüyorum.

    İşlerine tepkiler nasıl oluyor genelde?
    İşten işe göre değişiyor tabi. Mesela “The Sun of Art” herkesin kabullendiği ve benimsediği bir karakter. Ya da Fatih Terim’in “What can I do sometimes?” lafı gerçekten Türklerin İngilizce konuşmasını bir şekilde yansıttı. “Çare Morgül”, “Bedri Kankam” işleri var…Hepsine verilen tepkiler farklı.

    “Bedri Kankam” işinin sürecinden bahseder misin biraz?
    Bedri Bey aslında bu eseri çok alçakgönüllülük ile karşıladı. Ben bu işi altına peçeteler koyup da yerleştirdim. Sanat tarihine dönüp baktığımızda Bedri Bey’in çok cesaretli olduğunu görüyoruz. Mamut Art’ta peçeteli işi sergilediğimde görünce gülen bir dolu insan vardı. O tarz ince noktaları yakalamak beni inanılmaz mutlu ediyor.

    Screen Shot 2015-01-02 at 12.33.13 PM

    Ayna’nın Mamut Art 2013’te sergilenen eseri

     

    Şu an bu seriye devam ediyor musun?
    Evet ediyorum. Şu an Instagram’a her gün, yeni bir fikir geldiğinde bunu yansıtıyorum. Farklı dillerde de yazdığım oluyor.

    Nerelere asıyorsun eserlerini?
    İstanbul’a asıyorum, yaşadığım geçtiğim bölgelere. Bir dönem Sydney’de kaldığımda oraya astım, Pakistan, Nurenberg, Lübnan, Los Angeles’e astım.
    Genelde sanatım için geziyorum, ve gezdiğim yerlere de eserlerimi bırakıyorum.
    Yaptığım şeyin hem aktivist, hem de mizahi bir yanı var. İnsanlar sokakta yürürken onları tebessüm ettirebiliyorsam bu benim hoşuma gidiyor. Sosyal medyadaki paylaşımları görünce de devam etmem gerektiğini hissediyorum.

    Çok teşekkür ederiz Ayna!