[-] > SÖYLEŞİLER > Türkiye’de Sanat Piyasası ve Geleceği
  • contemporary istanbul

    Türkiye’de Sanat Piyasası ve Geleceği

    Hazırlayan: Zeynep Okyay

    Contemporary Istanbul 2018 Ziyaretçi Anketi Sonuçları

    Aylin Seçkin, “fun economics” dersini alan öğrencileriyle Contemporary İstanbul sanat fuarında bir ziyaretçi anketi geliştirdi. Art50.net kurucusu Güliz Özbek Collini ile yaptığı fikir alışverişi esnasında doğan ve devam eden akademik araştırmasına veri tabanı oluşturan bu çalışma ile amaçlanan sanata olan talebi ölçmekti. Dört gün boyunca, bin 286 ziyaretçiyle yüz yüze yapılan anket sonucunda çıkan bulgular, 22 Ocak Salı günü, Contemporary Istanbul, Bilgi Üniversitesi ve Art50.net işbirliğiyle, Ali Güreli’nin de yer aldığı basın toplantısında değerlendirildi.

    Aylin Seçkin ve Ali Güreli

    Aylin Seçkin ve Ali Güreli

    Aylin Seçkin yaptığı sunumda ankete katılan ziyaretçilerin yüzde 62’sini 35 yaş altı bireylerin ve yüzde 64’ünü de kadınların oluşturduğunu söyledi. Yüzde 87’sini üniversite ve üstü eğitim seviyesine sahip bireyler oluştururken, sanat eseri almadığını belirten 632 ziyaretçinin yüzde 45’i fiyatların pahalı olduğunu, yüzde 10’u bilgi eksikliği yüzünden almadığını, yüzde 3’ü ise riskli bir yatırım olarak gördüğünü belirtti.

    Aylin Seçkin - Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Aylin Seçkin – Contemporary Istanbul 2018 ziyaretçi anketi sonuçları

    Sonuçları değerlendiren Güreli, “Bu çıktıları doğru yorumlamak lazım. Özellikle de Türkiye’de giderek sanata yaklaşan kurumların, sanata destek veren yatırım yapan kurum ve kişilerin stratejilerine, geleceğe bakış açılarına, sanatseverlerin değişik tercihlerine, genç insanların eğilimlerine etki edecek ve onların sanatı bugünün en çağdaş yatırım aracı olarak kabul etmelerine de olanak sağlayacaktır diye düşünüyorum. Sonuçlar Contemporary Istanbul’u daha cazip hale getirme ve benzersizleştirme gibi noktalarda da bize yön veriyor.” ifadelerini kullandı.

    Ali Güreli ve Aylin Seçkin

    Ali Güreli ve Aylin Seçkin

    Aylin Seçkin artık daha titizlikle çalışmanın ve fuarda karşılaşılan %35 meraklı kitleye alternatif sunma ve onları “baştan çıkarma”nın değerini vurguladı. Yaptığı sunumda online sanat platformlarının etkin rolünün birçok defa altını çizdi.

    Özellikle ders işleyişindeki yenilikçi yaklaşımıyla da dikkat çeken Aylin Seçkin anketin bir ilk olmasının yanı sıra, fun economics öğrencilerinin emekleri sonucunda ortaya çıkan kolektif bir ürünü olmasını da önemsiyor.

    Hızla değişen çağda sadece bilgisayar karşısında makale yazmakla yetinmiyor, kendi deyimiyle “elini kirletiyor”, piyasanın altından girip üstünden çıkıyor”. Sotheby’s’de Oliver Barker’a “remote senin elinde” diyor, artnet CEO’suyla da Vinci şifresinin gerçekliğini tartışıyor, piyasanın girdisini çıktısını çözmeye çalışıyor. Türkiye piyasasındaki paydaşların hemen hepsiyle işbirliği yapan ve diyaloğu çok önemseyen Profesör Aylin Seçkin, spor, sanat ve startup ekonomisi öğretirken onları koleksiyonerler ve yatırımcılarla tanıştırıyor, meraklı konuklar ise art cafede derslere dahil olabiliyor. İşte böyle öğretmenin öğrencileri de önemli konseptleri günlük hayatta kullandıkları pratiklerle ve sahada bizzat veriler ve kurumlar üzerinden araştırmalar yaparak iyice hazmediyor ve zamanı yakalıyorlar.

    Biz de Aylin Seçkin ile basın toplantısından hemen sonra eğitim, iletişim, yatırım alanında alınabilecek yenilikçi adımları detaylı konuşma fırsatını kaçırmadık ve küçük bir söyleşi gerçekleştirdik.

     

    ”Aylin Seçkin ve Fun Economics”

     

    Ünlü bir cips markasının müzede geçen son reklamını izledim televizyonda. Reklamda kullanılan fikir şu, müze sıkıcı bir yerdir ve hepimiz bunda hem fikiriz. İzlerken bu algıyı nasıl kırabiliriz diye düşündüm. Sorunun cevabı sizin tasarladığınız fun economics dersinin içeriğinde gibi gözüküyor. Bu gibi klişe önyargıların önüne geçiyor, tüm öğrencilerinizde merak duygusunu uyandırarak, keyifle ders yapıyorsunuz.

    Kesinlikle. Ekonomi derslerinde yenilik peşindeyim ben, kitapların ardına geçmek, gerçek hayatla teorileri yaklaştırmak ve bir tecrübe yaratmak istiyorum. Dersler birer deneyim ürünü olmalı. Sadece bir rakamdan oluşmamalı, o ders bir anı, bir hatıra olmalı. Bunun için de her anlarının keyifli olması lazım. Buradan yola çıkıyorum, bunun üzerine çok kafa yoruyorum. Tek bu ders için değil, her dersim için. Mesela uluslararası ekonomi gibi çok zor bir dersin daha enteresanlaşması için final sınavını beş saat canlı yayın açık oturum şeklinde düzenledim. Gruplar panel yaptılar, ben de moderatördüm. Bir grup girdi öbürü çıktı, yani beş saat boyunca biz, Bilgi Üniversitesi televizyonunda, şimdi Youtube’da yüklenen programdaydık. Bir diğer derste her hafta öğrenciler posta kutularında bir isim ve bir adres buldular. Sanatçıya ve atölyelerine gittiler. Öbür hafta başka bir adres. Mekana bakıyor, böyle bir yerde galeri olur mu gibi sorular soruyor, içeri giriyor… Amaçları, galeriye girip, galeriden fiyat almaktı. Ve becerdiler. Kasım – Aralık ayı arasında İstanbul’da yapılan bütün sergilere gidip her biri bir galerinin fiyat listesine ulaştı. Bu çok enteresan bir veri, bu dökümü yapmak lazım. Galeri kümeleri nerede oluşuyor, fiyatlar hangi aralıkta, en düşük, en yüksek olanlar hangileridir?

    Her sene müzayedelere gidiyoruz. Bu sene daha değişik bir şey yaptık. Bir müzayede gerçekleşmeden önce o müzayedeyi ilk önce burada yaptık; burada bir müzayede yapsak ve belirli eserler olsa ve herkesin bir parası olsa şeklinde varsaydık…

    Fotoğraf Kaynağı: Aylin Seçkin

    Fotoğraf Kaynağı: Aylin Seçkin

    Kurgu bir müzayede, tamamiyle?

    Bir simülasyon, bilgisayar oyunu. Özellikle bu ders için yazılımı yapıldı. Hepsinin ekranında, teklifler verildi. Kıyamet koptu! Sanki gerçekmişçesine, küsenler, sinirlenenler, “tekliflerimin hepsi havada kaldı” diyenler… Sonrasında teklifleri kıyasladım ben. Bu sefer gerçek müzayedeyle. %80 tutturmuşlar, neredeyse birebir tahmin etmişler. Demek ki on iki haftalık bir ders sonunda fiyat koymayı becerebiliyorlar. Zaten Olgaç Artam dedi ki “bunu yapabiliyorsanız, benle hemen çalışın”. Dersten çıkan öğrencinin profili bu.

    Fotoğraf Kaynağı: Aylin Seçkin

    Fotoğraf Kaynağı: Aylin Seçkin

    Bugünkü basın toplantısının konusu olan anketten bahsedelim. Fikir nasıl gelişti ve gerçekleşti?

    Art50.net kurucusu Güliz Özbek Collini ile bir sohbetimiz esnasında, “sanat piyasasında bir anket ihtiyacı var, talebi ölçmeliyiz” dedik. Ne tür şeyler seviliyor, İstanbul’da nasıl bir sanat piyasası var mevzusunda anket yapılması gereğinde hem fikir olduk. O sırada da CI 2018 başlamak üzereydi. Fuar süresince yapılabilecek bir anketin sorularını belirledik. Koleksiyonerliği ölçmek istiyorduk, sanat eseri kiralama, sanat için harcama yapma eğilimi, sanat alma ya da almama sebeplerini araştırmak istedik. Yapacağımız anketleri yüz yüze yapmak ve kişilerle birebir iletişim kurmayı seçtik. Anketin maliyeti ve anketörlerimizi belirledik. O zaman dönemin ilk dersiydi. Öğrencilerle kendimizi otobüste bulduk, anketleri dağıttım, öğrencilerimle dört günde bin 286 ziyaretçi ile yüz yüze anket gerçekleştirdik.

    Bir de stajdan bahsetmiştiniz?

    Sanat ekonomisi dersini başarıyla bitiren birkaç öğrenciyi Artnet’e yollamak istiyorum. Üniversite de uçak biletlerini karşılayacak. Bunlar için uğraşıyorum.

    Hep sanat için talep yok cümlesini duyarız. Halbuki belki de talep var ama doğru iletişim yok, ne dersiniz?

    Tabii ki. Anket sonuçlarında eser satın almayan gruba sorulan “Ne olsa alırdınız?” sorusuna %36 cevap veremiyor, bilmiyor. Bu grupla kimse ilgilenmemiş, ona özel bir şey sunulmamış. Ya çok tanıdık sanatçıların yüksek fiyatlı eserleri önerilmiş ya da genç sanatçı eserleri. Ben de diyorum ki ilk çıkış yapan genç sanatçı eserlerinin fiyatı belki kişi başı milli gelirin %10’unu geçmemelidir… Bu da bugünün koşullarında 1000 dolar ediyor.

    Art50.net

    Art50.net

    Sunumdaki önerilerinizde “go online” seçeneği bulunuyordu.

    Evet şeffaflıkla beraber öneriyorum, “go online”. Sadece Instagram postu yapmakla olmaz bu işler. Go online demek bir takım işleri online da göstermek, satmak, böylece başka bir kitleye ulaşmak demektir. Art50.net de bunu yapıyor işte. Bunu yapabildiği için de sanat piyasasının çok önünde. Henüz belki de hakettiği yere gelmedi ama Art50.net ile karşılaşacak olan işte bu yüzde.

    Bu ankette çıkan sanatı seven kitle Art50.net ile buluşabilmeli. Art50.net bu kitle ile nasıl buluşacağını düşünmeli. Ben öneriyorum hemen: Performans marketing, yani big datayı, kimin neyi aldığı, neyi sevdiği bilgisini kullanarak daha yakın temas halinde olmak. Onları inceleyip portföyünü çeşitlendirmek. Veya “chat box” iyi bir araç olabilir. Instagram’da herhangi bir şeyi beğenene Art50.net cevap veriyor olabilmeli. “Sevdiniz mi?” “Neyi sevdiniz?” “Teşekkür ederiz” “En son neyi gördünüz?”. Bu bilgiyi kullanacak ve koyacak sepete. Bunlar için belki de ayrı yazılımlar falan gerekebilir ama ben ekonomistim, iş vizyonunda bakıyorum. Sizin hedef kitleniz kimdir? Kim zaten müşteriniz? Kim müşteriniz olabilir? Kim müşteriniz değil, ama olmasını isterdiniz? İşte o kitleye büyük data üzerinden ulaşmanın metodlarını incelemek ve geliştirmek gerek.

    Online sanat satış platformları başka ne gibi roller alabilirler, sizce?

    Pop up art eventler düzenlenebilir, illa bir sergi mekanında sergi olması gerekmez. Bir kamusal alanda sanatçı konuşması düzenlenebilir, izinler alınıp. Üç sandalye iki hoparlör konur, enteresan bir yerde konuşma olabilir. Performans sanatına daha fazla sponsor olabilirler. Kendileri ile çalışan sanatçı, koleksiyoner ve diğer kültür sanat alanından aktörlerin küçük küçük otuz saniyelik videoları yüklenerek sanat onların hayatında nasıl yer aldı, nasıl başladılar, düzenli almasalar bile sanat eseri alma onları nasıl mutlu ediyor? bunlar konuşulabilir. Mesela ben seve seve konuşurum. Aslı Dinç’in şu işini Art50.net te görüp aldım. Ofisimde sanatı paylaşmak beni çok mutlu ediyor.

    Aslı Dinç - Dead Fish

    Aslı Dinç – Dead Fish

    Yıllık sanat harcamam ne kadar derseniz, çok bir şey değil ama elimden geldiğince… Sırf fuarlara gitmek bile bir sanat harcaması. Hayatına sanat katmış insanların bunu nasıl yaptığı, bunun için büyük bütçeler gerekmediğinin daha çok anlatılması lazım. Bir üniversite hocası ofisine birkaç tane orijinal tablo asabiliyor, bu beni koleksiyoner yapmıyor; ama bu beni enteresan bir hoca yapıyor. Bunun verdiği psikolojik haz çok önemli. Bunu ben paraya çevirip hesaplamak istesem, bunun da bir maddi getirisi var. Neden? Çünkü odasında sanat eseri olan hoca denmesinin benim imajıma kattığı değer bana davetli konuşmacı olmamı sağlayarak geri dönüyor.

    Aynı zamanda erişilebilir sanat üzerinde daha çok durulabilir. Örneğin aynı sanatçı küçük cüzdan da tasarlar, bir de tuval işleri vardır. Tuval işlerini daha fazla parası olan alırken, edisyonlu tasarım objesi olan cüzdanını da öğrenci alabilir. Sanatçıların yaratıcılığını kullanmanın türlü türlü yolları var. Gidişat tasarımla görsel sanatların işbirliklerine yaklaşıyor. Çünkü küçümsenen şeylerde insanın ilgisi, merakı ve harcaması var. Bunlara bakmak lazım.

    Sanat futbol kadar konuşulabilir olduğu zaman, tasarım nasıl konuşuluyor, çay bardağı tasarımı Paşabahçe’ye nasıl giriyorsa, sanatın da evlere kapılardan girebiliyor olması lazım. Yani biri ev aldığında o eve güzel bir vazo giriyorsa, güzel bir tablo da girebilmeli. Ben erişilebilir sanattan bunu kastediyorum. Herkes koleksiyoner olmak zorunda değil. Nasıl ki bir kitap alıyoruz, bir konsere gidiyoruz, kendimize ve sanat piyasasına katkıda bulunuyoruz, erişilebilir sanata da ulaşabilmemiz gerekiyor. Erişilebilir sanat ucuza sanat almak değil sadece, lokal sanatçının yetişmesi ve destek verilmesi. Bu olduktan sonra sonraki jenerasyonun İstanbul’u aşma şansı daha yüksek.

    Peki sizce insanlar neden arada sırada felekten bir gece çalmak için o parayı harcıyorlar da bir sanat eseri almak için kullanmıyorlar?

    Büyük ihtimal o duyguyu hiç tatmamış. İşte o duyguyu ona yaşatmak için sanat eseri kiralama müessesesine geçilmesi gerekiyor. “Sen bu sanat eseriyle bir gece geçir. Gel, evine iki tane obje koyalım. Bak sonra ne olacak?”. Bu bir deney olarak da çalışılabilir. Bu tarz çalışmalarla Art Bank hayatlarımıza girebilir. Art Bank erişilebilir sanatı geliştiren destekleyen bir oluşum.

    Ama Türkiye henüz hazır değil diyorsunuz?

    Henüz hazır değil. Çünkü sanatı kiralamak konusunda mesafeliler. Belki bir mevzuat olması lazım. Çünkü bu sanat eserlerine sahip olmuyorsun, altı ay onunla yaşıyorsun, bir yıl başka bir tanesiyle yaşıyorsun, değiştirebiliyorsun, zevkine göre. Koleksiyonda sadece Kanadalı sanatçılar var. 17000 eser ile kendini çeviren bir sistem. O zaman senin üniversite öğrencilerin, senin erişilebilir sanatçıların, tabi ki bir kuruldan geçiyor, her yerde olduğu gibi. Belediyeler de kiralıyorlar Art Bank’den. Bütün kamu kuruluşları, bakanlıklar, elçilikler… Muazzam bir şey. Düşünsenize, Türkiye Büyükelçilikleri’nde sanatçıların eserleri… Var, yok değil ama bunun böyle bir rotasyona tabi olması, bir tane yerine on tane eser olması. Kanada’daki Art Bank halka Kanada sanatını tanıtmak üzerine kurulmuş. Ve senede bir kere de açık gün etkinliği yapıyor. Herkes koleksiyonu gezebiliyor, sürgülerden eserleri çıkarabiliyor, onlara bakıp geri koyuyorsun.

    Basın toplantısı sırasındaki sunumunuzda, sanatı bir yatırım aracı olarak araştırmaktan uzaklaştığınızı dile getirdiniz. Bunun nedeni nedir?

    İnsanların tüketimini başkalarında misilleme şeklinde ilerlemesi sanat pazarını nasıl değiştiriyor, dönüştürüyor? Bu işin içinde daha fazla psikolojik sosyolojik değişimlerle donanmış, daha piyasa verilerini kullanarak analizler yapmak istiyorum. Çünkü sanat yatırımı ancak müzayede verileri ile yapılan çalışmalar. Ama artık o müzayede verilerinin bir rutine bağlandığını, bazı satışların gerçek satış olmadığını düşünmeye başladım. Oradan çıkacak bana enteresan bir şey yok. Sanat yirmi, yirmi beş sene sonra kendini gösterecek, yüz liran varsa beş lirasını bu işe yatırmalısın. Aldığını unutmalısın, en az 20 yıl dokunmamalısın. Aldıklarını bir portföy gibi düşünürsen o beş lirayla farklı farklı meyveler alıyorsun, o meyvelerin çoğu, zaman içerisinde çürüyecek, çürümeyen bir iki tane, işte onlar duracak. Ama o sana yetecek. Yani maksat sadece kaybedenlere oynamamak. Çünkü kazanan en parlak sanatçıları her daim bulmak imkansız.

    Aylin Seçkin, Murat Pilevneli, Saruhan Doğan

    Aylin Seçkin, Murat Pilevneli, Saruhan Doğan

    Galeri yönetimi ile ilgili de önerileriniz vardı?

    Galeri bir aura yaratmalı. O galeriye gitmek sevgiliyle buluşmakla eş anlamlı olmalı. Yani o aura nasıl yaratılabilir? Galericinin kendi kişiliği ile ilgili olabilir. Pilevneli örneğin bu konuda çok başarılı. Mesela Art50.net de bu şekilde. Kurucusu Güliz Özbek Collini’nin de bir aurası var. Dolayısıyla bu aura o kişinin galeriye kattığı bir değer. Bu bir bütün. Bir sonraki makalem, bunun üzerine olacak, galeriler nerede, nasıl kendilerini konumlandırmışlar? Çünkü yeni çağda eski stratejilerle ayakta kalmak çok zor. Yepyeni şeyler yapmak lazım. Dünya neleri konuşuyor? Dünyada galeriler nerede? Çoğu kapanıyor, New York’ta kaç tane galeri kapandı… Ama yenileri açılıyor. Ne tarz yerler kapanıyor, yerine hangileri açılıyor? Bakmak lazım.

    Peki gelecekte online ortamda sanat pratiklerinde sizce bizi ne gibi yenilikler bekliyor?

    Benim tespitim online piyasanın büyüyeceği… Yakın gelecekte insanlar hava durumuna bakar gibi Instagram’dan sanat eseri fiyatlarını kontrol edebilecekler. Aynı yaşta Almanya’da sergisi olmuş sanatçıyla Fransa’da sergisi olacak sanatçıyı ve Türkiye’de sergisi olacak sanatçıyla satın alma gücüne göre kıyaslayabiliyor olman lazım. Belki bu tarz teknolojiler girecek bu işin içine, çok hızlı gelişiyor bunlar. Yakın zamanda buna benzer bir projenin içindeydim ben. Olacak bunlar.