[-] > SÖYLEŞİLER > Selma Aygün’le “Sanat Tutkunluğu” Üzerine
  • Selma Aygün’le “Sanat Tutkunluğu” Üzerine

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Sanat dünyamızın en renkli ve çok yönlü simalarından Selma Aygün… Hem sanatçı, hem koleksiyoner. Mimarlık ve sosyoloji eğitimi almış, moda ve dekorasyon ile de ilgilenmiş. Resim ve Heykel Müzesi Derneği’nin Yönetim Kurulu’ndaki görevini başarıyla sürdürüyor. Aygün ile kendi deyimiyle “sanat tutkunluğu” üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

    Sergi demeçlerinizde sık sık mimarlık eğitiminizin resimleriniz üzerindeki etkisinden söz ediyorsunuz. Bu etkiyi tam olarak nasıl tanımlarsınız?

    Mimarlık eğitimi sadece mimari ve sanat eğitimi ile sınırlı olmayıp yaşamın hemen tüm pratiklerini kapsayan, deneyimlerin farkında olunmasını zorunlu kılan bir eğitim denebilir. Zaten ilk sınıflarda Temel Eğitim, Temel Tasarım derslerini zorunlu olarak alıyorsunuz. Temel sanat eğitimi perspektif, matematik, geometri, boyutlandırma, renk, espas,  ön plan, arka plan gibi birçok temel unsurla, figür, insan-mekan ilişkilerini birleştiren deneyimler içeriyor ve resim üretim sürecine de yansıyor elbette. Ben bu konuda çok şanslıydım çünkü genç yaşta kaybettiğimiz değerli kişilik Altan Gürman benim hocamdı. Bilindiği gibi kendisi Türkiye’de güncel sanatın ilk ve en önemli kişilerinden biridir. Keşke daha uzun yaşasaydı ve daha fazla üretimine tanıklık edebilseydik. Resimlerimde genellikle natüralist unsurlar, jestiyel sürüşle veya rastlantısal oluşumlarla buluşturularak soyuta gidiliyorsa da, bahsettiğim temel ilişkiler her zaman geçerliliğini koruyor.

    20151108_103710

    Selma Aygün’ün çalışmalarından

    Koleksiyoner olarak hangi tür eserlerle ilgileniyorsunuz? İlginizi özellikle çeken belli bir konu, dönem, teknik var mı?

    Koleksiyonerlik yerine ”Sanat Tutkunluğu” diyelim isterseniz. Tam olarak bir üst başlık oluşturacak, her zaman mutlaka birbiriyle konuşacak nitelikle işler toplamalıyım diye yola çıkmadım. Çünkü zamanla sanatta da trendler, mediumlar değişiyor ve farklı mecralar oluşturuyor. Çok kesin kriterler de  belirlemiyorum. Öncelikle özgün, daha önce benzerlerini çok görmediğim işlerle karşılaşmak heyecanlandırıyor beni. Özellikle büyük, kavramsal ve optik, görsel yanılsamalarla izleyiciye farklılık yaşatan, mimariyi andıran strüktürel ve devasa yerleştirmeleri izleme fırsatı olduğunda kaçırmamaya çalışıyorum. Dönem olarak ise batıdaki Modern dönemi çok değerli buluyorum. Cezanne’dan sonra Çağdaş’a doğru ilerleme sürecinde çok önemli sanatsal ataklar olmuş, gruplar oluşturulmuş. Çağdaş veya Güncel sanatı da izleyiciye sanatı zihinsel olarak sorgulatarak şaşırtıcı, ironik  söylemler, medium çeşitliliği, dijital imkanlar ve manipülasyonlarla sonsuz deney olanakları sunuyor olması açısından çok heyecan verici buluyorum. Gelecekte bu deneyimlerin kazanacağı daha da büyük ivmenin sanatı nerelere taşıyacağını çok merak ediyorum.

    20151108_094601

    Selma Aygün Koleksiyonu’ndan görünüm

     

    Dünyada ve ülkemizde beğendiğiniz sanatçılar ve takip ettiğiniz yayınlar, fuarlar hangileri? 

    Dünyadan bahsediyorsak birçok sanatçı var, öncelikle Anselm Kiefer’in güçlü işleri çok etkileyici. Albert Oehlen,Wolfgang Tillmans, Darren Almond, Vik Muniz, Maurizio Cattelan. Frank Stella’nın devasa  işleri de her zaman etkiler beni. Sanatçının NewYork’ta Whitney Museum da 7 Şubat’a kadar açık olan retrospektif sergisi var şu anda. Bizden de çok değerli isimler var tabii ki. Mehmet Güleryüz’ün gerek sanat donanımı gerekse icraatı çok güçlü. Bir dönem hocam olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Abdurrahman Öztoprak geometrik soyutta önemli bir isim. Daha sonraki kuşaktan Kemal Önsoy, Canan Tolon. Güncel sanat risklerini göze almış ve bugünlere geçiş için çok önemli sanatçılar olarak da Altan Gürman, Canan Beykal, Füsun Onur, Serhat Kiraz, Ayşe Erkmen ve Sarkis gibi isimleri sayabilirim. Son 10 yıl içinde sanatını çok geliştirmiş ve tutarlılığını, temposunu hiç düşürmeden çalışan çok önemli sanatçılarımız var; ancak bu satırlara sanırım sığdıramayız. Öte yandan sanat haberlerini daha çok Artnet News, Artnet Auctions, Artsy gibi online sitelerden takip ediyorum. Art Investor, Art&Business, Canvas gibi dergilerden ve yurtdışından  getirdiğim kitaplardan yararlanıyorum. Fuar olarak Art Basel ve Frieze London’a gidiyorum. Bu sene Art 15 London’a da gittim. Bir kere Art Chicago’ya gitmiştim. Güncel sanat fuarı olmasına rağmen  ilgimi çeken mimari etkinlikler  de olmuştu ve çok hoş bir deneyimdi. Avrupa’da ve Amerika’da, Uzakdoğu’da, hatta bazı Latin Amerika ülkelerinde bile çok sayıda sanat fuarı düzenleniyor. Nitelikleri tartışılır tabii. Bizdeyse bienal ve özellikle Contemporary İstanbul çok önemli.  Bu yıl 10. yılını gerçekleştirecek olan CI, gerçekten bizim gibi halen sanata ilginin ve desteğin tartışılabileceği bir ortamda yarattığı sinerji ile çok önemli bir şey gerçekleştiriyor. Kutluyoruz.

    Sizce sanatçı kimliğinizin koleksiyoner olarak seçimleriniz üzerinde nasıl bir etkisi oluyor? Sanatçı olarak ülkemizde koleksiyonerlerin bilgi düzeyi ve tercih yapma biçimlerini  nasıl değerlendiriyorsunuz? Her iki rolü üstlendiğiniz için deneyimleriniz çok değerli.

    Aslında birlikte varoldu hep. Seçimlerimde beni hayran bırakan ve deneyimlemeyi hiç aklıma getirmediğim işler ön plana çıkıyor. Bazen de eşzamanlılık yaşadığım oluyor. Benim deneyimlemeyi planladığım bir işin bambaşka bir ülkede bir sanatçı tarafından gerçekleştirildiğine tanık olmadım değil. Tesadüfen farklı sanatçıların çok benzer işler ürettiklerine rastlanıyor zaman zaman. Ülkemizde çağdaş sanat koleksiyonerliğinden bahsediyorsak, çok eskiye dayanmıyor. Sanat koleksiyonerliği tutku olmadan yapılamıyor, zaten bu sahici istek olmadan yapılan şey, genelde bir prestij arayışı, bir akım, moda olarak geçici oluyor. Koleksiyonerliğin ilk olmazsa olmazı ”tutku”. Sonra da maddi olanaklar elbette. Ancak sadece piyasa eksenli alımlar, sanat eserinin sadece bir yatırım aracı olduğu algısı da kişileri yanıltıyor. Tabii ki eserin değerinin artışı her zaman arzu edilen bir şeydir, ama yola ilk çıkış noktası bu faktör olmamalı. Bir koleksiyonerin her şeyden önce sanatçıyı, galeriyi, üretim sürecinin devamlılığı gibi birçok faktörü araştırmış olması gerekir. Zaten o kadar çok online yayın var ki bütün bilgilere kolayca ulaşılabiliyor. Bir sanatçının hangi işleri hangi koleksiyonda, en son hangi müzayedede hangi fiyata satılmış ve bunun gibi birçok bilgiden haberdar olunabiliyor. Bu takip oyun gibi, çok da eğlenceli oluyor ayrıca.

    Resim heykel müzesi ile de ilgili çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Müzenin bundan sonraki vizyonu ve projeleri nasıl olacak? 

    Resim Heykel Müzeleri Derneği (RHMD) 35 yıllık mazisi olan bir dernek. Halen Maçka’daki merkezinde Resim, Heykel, Felsefe gibi dersler sürdürülüyor. Her yıl genç sanatçıları desteklemek ve kaynak yaratmak amacıyla edisyonlardan oluşan bir seçki yapılarak düzenlenen etkinliklerde satışı gerçekleştiriliyor. Bu da genç sanatçıları motive ediyor. Ayrıca akademilere hazırlık amaçlı temel sanat eğitimi kursları talebe göre oluşturuluyor. Önümüzdeki günlerde dernek olarak sanat gezileri düzenleyerek ilgili sanatseverlerin müze ve galerilerdeki sergileri izlemelerini, sanatçılarla tanışmalarını sağlamayı planlıyoruz.

    Türkiye’de son yıllarda çağdaş sanata ve genç sanatçılara olan ilgide büyük bir artış oldu. Siz koleksiyon yaparken genç sanatçılara nasıl ulaşıyorsunuz? Özellikle takip ettikleriniz?

    Evet,  gerçekten genç sanatçı- koleksiyoner buluşması çok önemli. Genellikle bazı sanat inisiyatifleri bu buluşma için doğru ve yararlı ortamlar oluşturuyorlar. Örneğin Art50’nin bu konudaki gayretleri  dikkat çekiyor. Online ve farklı mekanlarda düzenlediği etkinlikler ile birçok genç sanatçının tanıtılmasına destek veriyor. Kutluyorum. Ben de Art50 gibi online siteleri zaman zaman ziyaret ederek keşfe çıkıyorum. Ayrıca Mamut da her yıl önemini artırıyor.

    Yakın zamanda üzerinde çalıştığınız projelerden söz edebilir misiniz? Sizi yakın gelecekte yeni sergilerde görecek miyiz?

    Halen RHMD’de heykeltıraş Zeynep Kösem’in atölyesinde heykel çalışıyorum. Üç boyut  deneyimi farklı bir heyecan yaratıyor. Üretim konstrüksiyondan işin dökümüne kadar çok dinamik. Heykelin sanat deneyimimde süreklilik kazanıyor olduğunu ve yakın gelecekte izleyicilerle paylaşıma girmek istediğimi belirtmeliyim.

    Kısa Kısa…

    İlk aldığınız sanat eseri: 1980 yılında Mustafa Aslıer’in bir eserini almıştım.

    En çok sahip olmak isteyeceğiniz eser: Jaume Plensa’nın Venedik, San Giorgio Maggiore’de ”Together” sergisindeki bütün enstalasyonlar.

    İlgi duyduğunuz sanat türü: Antik, klasik heykeller beni benden alıyor. Hele kumaş kıvrımlarını dahi mermere yansıtan o ustalıklara hayran olmamak elde değil.

    Sanatın sizin için anlamı: Yaşamı anlamlı kılan, heyecan ve mutluluk veren çok önemli bir olgu. Koşullar ne olursa olsun hep var olacak.