[-] > SANATÇILARLA SAHNE ARKASI > İpek Yeğinsü ile Farklı Bir Kent Deneyimi
  • İpek Yeğinsü

    İpek Yeğinsü ile Farklı Bir Kent Deneyimi

    İpek Yeğinsü’nün fotoğraflarında gördüğümüz kent deneyimi, durağan imgelerden çok hareketli ve flu bir izlenime sahip görüntülerden oluşuyor. Bir çeşit soyut dışavurumculukla ürettiği fotoğraf çalışmaları ve hazırladığı içeriklerle uzunca bir süredir Art50.net ailesinde olan Yeğinsü ile Art50.net deneyimini, çok yönlü kariyerini ve üretim sürecini konuştuk.

    Uzunca bir süredir Art50.net’in bir parçasısın. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsun?

    Neredeyse kurulduğu ilk günden beri Art50.net ailesinin bir ferdiyim. Sitede sanatçı olarak yer almamın yanı sıra belli dönemlerde içerik yönetimi, sanatçı ilişkileri ve küratörlük gibi sorumluluklar da üstlendim. Şimdilerde ise siteye içerik konusunda zaman zaman destek veriyorum. Art50.net benim öykümde özel ve ayrıcalıklı bir yere sahip. Kendimi birçok alanda ifade etmeyi seviyorum ve bu platform bana bu farklı alanlarda üretme ve ürettiklerimi paylaşma olanağı sundu. Ayrıca sanat ortamından yeni kişilerle tanışma ve birlikte proje yapma fırsatı yarattı. Bunun için müteşekkirim ve bu ailenin bir parçası olmaktan çok mutluyum.

    Lisans eğitimin Uluslararası İlişkiler üzerine; hangi noktada sanata yönelmeye ve sanat eğitimi almaya karar verdin? Sanata olan ilgin nasıl başladı?

    Aslında iki, üç yaşımdan beri resim yapıyordum. Rahmetli anneannem resim öğretmeniydi ve o beni sanatla tanıştırdığı günden itibaren yaşamımı sanat üzerine kuracağımı biliyordum. Çocukluğum resim, şiir ve öykü yarışmalarına ve ödül törenlerine katılarak geçti. Sonra üniversite sınavı, taban puanlar, değişen yönetmelikler derken üniversite eğitimimi güzel sanatlar alanında almam mümkün olmadı. Ama şimdi görüyorum ki benim için belki de çok daha iyi oldu; çünkü bana özellikle küratör olarak proje üretirken çok yardımcı olan, dünyanın nasıl işlediğine dair araştırmacı bir ruh ve akademik bir bakış açısı edinmemi sağlayan bir bölümde okumuş oldum. Zaten sonrasında yüksek lisansımı Kültürel Miras Yönetimi üzerine yapmam, birikimimi kültür ve sanat alanına geri taşımamı sağladı. Bu noktada her iki eğitimi aldığım Koç Üniversitesi’ni anmadan geçemeyeceğim; bana o kadar çok şey kattı ki! Eğitimin niteliğiyle, kampüs hayatıyla eşsiz ve unutulmaz bir dönemdir benim için. “İyi ki”lerimin başında gelir. Sonra da tabii ki Borusan’daki ilk işim. Orası da altı yıl boyunca çağdaş sanat alanının hemen her yönünü yoğun olarak deneyimlediğim müthiş bir okul oldu. Öykümün bu bölümünde özellikle Sayın Ahmet Kocabıyık’ın bana kattıklarını unutamam; kendisiyle çalışmak büyük bir şans ve onurdu.

    İpek Yeğinsü

    İpek Yeğinsü – İstanbul Şehir Işıkları #1

    Peki neden fotoğraf?

    Dediğim gibi görsel sanatlara ilgim aslında resimle başladı. Ama 2008’den itibaren fotoğrafa yöneldim; çok yoğun çalışıyordum ve resim yapmak için zaman ve mekan yaratmakta zorlanıyordum. Fotoğraf makinamı alıp sokağa çıkmak o noktada oldukça cazip geldi. Öte yandan ofisten çıktığımda hava genellikle kararmış oluyordu. Bu da gece çekimlerine yönelmeme neden oldu ve ne ironiktir ki “Şehir Işıkları” meselesi bu şekilde doğdu. Fotoğraf alanında moda fotoğrafı da dahil olmak üzere birçok sertifika eğitimine katıldım ve bol bol fotoğraf çektim. Süreç böyle gelişti. Şimdilerde fotoğraf, video, multimedya yerleştirme gibi birçok alanda iş üretiyorum.

    Üretim sürecin nasıl ilerliyor?

    Konuya, ve duruma göre değişkenlik gösterdiğini söyleyebilirim. Bazen bir konu ya da kavramdan yola çıkıp ona en uygun medyumu ve yaklaşımı belirlemeye çalışıyorum; bazen de sezgisel olarak başlayıp süreç içinde neye evrileceğine, hangi konuya yaklaşacağıma bakıyorum. Ayrıca fotoğrafı çekildiği anda bitmiş bir şey olarak görmek zorunda olduğumuzu düşünmüyorum. Bazen kolaj ve dijital resim gibi farklı çalışmaların hammaddesi olarak da değerlendirdiğim oluyor. Önemli olan, neyi neden yaptığınızı bilerek hareket etmeye çalışmak bence. Ama rastlantıya alan açmayı da unutmamalı; yaratıcılık rastlantıyı çok sever.

    Seni sosyal medyadan takip edenler taksi diyaloglarını iyi bilir 🙂 Bu diyalogları paylaşmaya ne zaman ve nasıl başladın?

    Bir yılı aşkın bir süre önce Facebook üzerinden ilk taksici paylaşımımı yaptım. Sonra bindiğim taksilerde değişik şoför tiplemeleriyle karşılaştığımda ya da kendimi ilginç diyalogların içinde bulduğumda bunları “Günün Taksicisi” adı altında Facebook’a düzenli olarak not düşmeye başladım. Zaman içinde bu notlar biriktikçe neredeyse toplumun bir portresine, hatta bir karikatürüne dönüştüklerini gördüm. Geçen yıl “Karşının Taksisi” adlı grup sergisinde bu notların da içinde olduğu bir enstalasyon sergiledim ve büyük ilgi gördü. Son yıllarda sanatsal ilgi alanım giderek mizah ve ironiye kaymaya başladı. Zaten toplum olarak da buna ihtiyacımız olduğunu ve espiri anlayışımızı yitirmememiz gerektiğini düşünüyorum.

    Yeni serin hakkında neler söylemek istersin? Çıkış noktan?

    Yeni seri “-“ (tire)’nin çıkış noktası, dünyadaki geçiciliğimizle baş etme çabamız. Bu seride İnstagram üzerinde çekip yayınladığım soyut ve izlenimci fotoğrafları kullanarak ucu açık, kısa öyküler kurgulamaya çalıştım. Her izleyici için farklı bir anlatıyı tetikleyecek, belli belirsiz bir izlek yaratmak istedim. Sosyal medya tutkumuzun da dünyada ölümsüz bir iz bırakma kaygımızdan besleniyor olduğu düşünülürse, fotoğrafların İnstagram kaynaklı olmasının da tesadüf olmadığını tahmin edebilirsiniz.

    İpek Yeğinsü

    İpek Yeğinsü – Durak-

    Aynı zamanda akademik çalışmalara devam eden, yazılar yazan, küratörlük yapan çok yönlü ve üretken bir sanatçısın. Bu hayatını ve sanatını nasıl etkiliyor?

    Hepsini bir arada yürütmek bazen oldukça zor ve yorucu olabiliyor. Ama hem boş durmaya tahammülü olan biri değilim ve aynı anda farklı şeylerle ilgilenmeyi seviyorum; hem de zaten bunlar birbirini fazlasıyla besleyen süreçler. Birinde öğrendiğim ya da deneyimlediğim, diğerinde çok faydalı bir fikre ya da çözüme dönüşebiliyor.

    Sence Türkiye’de sanatçı olmak?

    Hemen her yerde olduğu gibi sabır, direnç, ısrar ve fedakarlık gerektiren bir süreç. Ama burada durumu dünyanın geneline göre daha da zorlaştıran sosyal ve ekonomik dinamikler var. Öte yandan bunlar aynı zamanda yaratıcılığı körükleyen, onu besleyen ve kamçılayan zorluklar. Derdi olmayan insan yaratıcı da olamazmış gibi geliyor bana. Dert kıtlığı çekmediğimiz ise sanırım ki ortada.

    Seni tanımlayacak 5 kelime?

    Çok zor bir soru! Sanat, müzik, deniz, kedi ve Türk kahvesi diyerek altından kalkmaya çalışayım 🙂 

     

    İpek Yeğinsü’nun Art50.net’te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.