[-] > SANATÇILARLA SAHNE ARKASI > Görkem Dikel İle Madde Ve Uzama Dair
  • Görkem Dikel İle Madde Ve Uzama Dair

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Görkem Dikel’in resimlerinde kaybolmak, kozmik bir bilmecenin tam ortasında hiç sorulmamış sorular sormak gibi; ona göre sanatçı kendini sürekli geliştirmeli ve hata yapmaktan korkmamalı. Dikel ile algıları alaşağı eden, bizi uzama dair bildiklerimizi sorgulamaya davet eden kompozisyonlarını ve sanatsal serüvenini konuştuk.

     

    Sanata nasıl yöneldin? Meslek olarak seçmeye nasıl karar verdin?

    Sanat eğitimi almaya çok erken yaşlarda karar vermiştim. Sanatla ilgilenen bir ailenin içinde büyümem bunda etkili oldu. Çocukluğumda kağıtlara, defter kenarlarına, ansiklopedilere ve mermer sehpamızın altına çizimler yapardım. Zaten annemi hep resim yaparken görürdüm. Ablam ise fotoğrafçı. Aslında sanatı meslek olarak görmüyorum; daha çok kişiliğimin bir parçası.

     

    Çalışmaların farklı teknik ve tematik yönelimlere dair ipuçları taşıyor. Bazı işlerin neredeyse pop arta göz kırparken bazıları oldukça soyut dışavurumcu bir dile sahip. Sanatın sana göre zaman içinde nasıl dönüştü? Belli bir akıma yakınlık duyuyor musun?

    Sanat hayatım boyunca çeşitli aşamalardan geçtim. Öğrencilik yıllarımın başlarında nesnellik içeren bir gerçekçilik arayışı içindeydim; kısa süre sonra espri kopyalar, desenler ve armoni arayışlarına girince daha soyutlamacı ve ifadenin daha ön planda olduğu resimler yapmaya başladım. Yine de desenim hep lekeseldi. Formun sırlarına bir oranda eriştikten sonra onu parçalama eğilimine girdim. Formu parçalayınca ona akılcı bir müdahalede bulunmuş oluyoruz ve geleneksel espasa birtakım sorular dahil ediliyor. Doğaya da o zamanlarda eğildim. Her gün Cecily Brown’a ve Joan Mitchell’e bakardım; hala bakıyorum. Yine o dönemde sık sık Spaghetti Western filmlerinden ve çöl atmosferinden etkilendim.

    Formu parçalama isteğim şimdilerde maddeyi ayrıştırma isteğine dönüştü. Onu etrafındaki diğer maddelerle ilişkilendirip katı, sıvı ve gaz halleri arasındaki geçişleri ele alıyorum. Duyumsadığımızın ötesindeki boyutlara dair yanılsamaları araştırıyorum. Bunları yaparken de uzayın var olan sorularını resim uzayının sorularıyla karşılaştırıyorum. Resim dilimin erken olgunlaştığını söyleyenler var; bunu çöp iş çıkarmaktan korkmuyor olmama borçluyum. Serbest denemelerim sayesinde çok şey keşfettim.

    Akımlara gelince, 50’ler Amerikan Soyut Dışavurumu, Yeni Leipzig Okulu, Genç İngiliz Sanatçılar Okulu, Körfez Alanı Figüratif Hareketi, erken Rönesans, ikona resimlerini ve Kikladik sanat gibi primitif sanatları kendime yakın buluyorum. Yine de kendimi 21. yüzyıl soyutlama resmi içinde görüyorum. Bu yüzyılın daha ilk çeyreğinde sayılırız ama şimdiden birçok kilit gelişme oldu. Tezimin de konusu olan 21. yüzyılın soyutlama ve espas anlayışı 20. yüzyıl üzerine kurulu olsa da günümüz araçlarından etkileniyor. Geçmiş trendlerin dönüşü, şehirlerin parçalı, orantısız, çarpık ve sürprizli alanlarının estetik anlayışımıza etkisi, borular, üçgenler, geometrik konturlar, yırtıcı hayvanlar, çöl, tropikal bitkiler, dokular arası espriler ve sanal göstergelerin de resme girişi eklektik bir biçim anlayışına hizmet ediyor. Doktor Frankenstein’ın yaratığı misali, bence uyumsuz elemanların bir araya gelmesinin yarattığı uyum, yüzyılımıza damgasını vurmayı sürdürecek.

    gorkem-dikel-bir-madenin-sonsuz-boslugu2014180x160-cm

    Görkem Dikel, Bir Madenin Sonsuz Boşluğu, 2014.

    Hangi konular ilgini çekiyor? Nelerden esinleniyorsun?

    Fizik kurallarının, doğanın ve evrenin bireyin hayatındaki müdahalelerini göstermeyi amaçlıyorum. İlk kişisel sergimin adının “Senden Daha Büyük” olması da bununla ilgiliydi. Resimlerimde fiziğin günümüzde vardığı nokta masallardan, anılardan, rüyalardan ve paradokslardan etkilenirken bilim kurgu ve polisiyeye benzer yapılar oluşturuyor. Örneğin “Bir Madenin Sonsuz Boşluğu” adlı işimde taramalarla derinlik hissi verdiğim bir mekana bakıyoruz. Bunu yaparken çizgilerin odanın formunu tanımlamıyor olmasına dikkat ediyorum. Buna rağmen geriye giden bir derinlik algılanıyor; boşlukta savrulan çizgiler klostrofobik hücrecikler yaratarak havayı katılaştırıyorlar. Bu işi Soma faciasının doğurduğu hislerle yaptım. Ayrıca işin adını koyarken Kuantum fiziğine göre sonsuzluk kavramının sadece makroya değil, mikroya da yönelik olduğunu dikkate aldım. Boşlukla ilgili olarak Victor Vasarely’nin şu sözleri çok şey anlatıyor: “Resimde ‘düzlem’ meselesiyle ilgilenen pek çok teorisyen iki farklı kavramı birbirine karıştırır: hacim ve boşluk. Her ikisi de üç boyutludur; fakat hacim belli, ölçülebilir bir kavram olduğu halde boşluk, zaman içinde belirlenecek bir olgunun mekanıdır”.

     

    Özellikle takip ettiğin sanatçılar?

    Kocaman bir takip listem var. Bir kısmını burada paylaşıyorum. Türkiye’den Tomur Atagök, İnci Eviner, Selma Gürbüz, Erdoğan Zümrütoğlu, Mahmut Celayir, Mustafa Horasan; yurtdışından Qiu Xiaofei, Liu Wei, Isa Genzken, Yutaka Sone, Daniel Heidkamp, Michael Armitage, Jana Schröder, Regina Scully, Jeff Elrod, Eddie Peake, Annie Neukamp, Albert Oehlen, Martin Kippenberger…

     

    Yurtdışında birçok sergi ve projede yer aldın. Senin için en önemlileri hangileri?

    2010’da Fransa, Fas, İspanya ve Türkiye’den gelen öğrencilerin katılımıyla İspanya’da gerçekleşen uluslararası bir konuk sanatçı programına katılmıştım. Fundación Tres Culturas’ın düzenlediği programda önemli tarihi ve kültürel noktalarda plastik sanat çalışmaları, söyleşiler, sunumlar gerçekleştirmiştik. Okulumuzdan Yrd. Doç. Erdal Kara da eğitmen olarak katılmıştı. Córdoba ziyaretimiz sırasında İspanyol yazar ve şair Antonio Gala’nın kurduğu bir vakıf olan Fundación Antonio Gala’yı da ziyaret etmiştik. Ortasında havuzu olan, Mudejar stilinde bir manastırdı. Büyüleyici bir atmosferi, çok güzel kitapların olduğu kocaman bir kütüphanesi vardı. Oradan döndükten sonra vakfın “Jovenes Creadores” sanatçı bursuna İspanyolca yazdığım projeyle başvurdum ve kazandım. 2013’te ise Sevilla’da, Galeria de Arte Aula’da açtığım “Empatía” adlı sergimde tanıdığım, tanımadığım herkesin bana içtenlikle kendi bakış açılarından yorumlarda bulunduklarını gördüm; onlar için sanat bir buluşma ve coşku nesnesiydi. Bu yönüyle buradaki sergilerden çok farklı bir ortamdı. Burada insanlar yalnızlaştırıldı ve yalıtıldı; ama bence bu geçici bir durum.

    gorkem-dikel-yirtilmaderi2017131x91cm

    Görkem Dikel, Yırtılma: Deri, 2017.

    Sence Türkiye’de genç sanatçıların yaşadığı en büyük zorluklar hangileri? Bu mesleğe yeni atılanlara önerilerin?

    Genç sanatçıların ailelerinden galericilere kadar yaşadıkları birçok zorluk var. Lakin onları tanıdıkça, kendileri için en büyük zorluğun yine kendileri olduğunu gözlemliyorum. Sanatçılar çok yönlü olmak durumunda; belli bir yere kadar kendi kendilerinin tasarımcıları, menajerleri, çevirmenleri, sosyal medya uzmanları, nakliyecileri, asistanları olmak durumundalar. Bu nedenle kendilerini geliştirmeli, çalışkan ve cesur olmalılar.

     

    Art50.net ile yolun nasıl kesişti? Online platformlar ile ilgili düşüncelerin?

    Online mecralardan yedi yıldır satış yapıyorum. Buralardaki varlığım üniversite öncesine dayanıyor. O dönemde online portfolyo sitelerine işlerimizi yükler, birbirimizi takibe alır, yorumlar yazardık. Deviantart bunlardan biriydi; tabii takma isimle bulunurdum orada. Şu anda piyasada o zamanlardan beri takip ettiğim birçok kişi var.

    Online galericilik çok ciddi bir iş; bir kültür ürününü popüler ve erişilebilir kılmayı, bunu yaparken de incelikli ve kaliteli davranmayı gerektiriyor. Art50.net şu an kendi alanındaki birçok uluslararası internet sitesi ile yarışabilir. Ayrıca iş bununla da bitmiyor; yeterince iyi olmayan bi yere denk gelirseniz, kargo aşamasından belgeleme sürecine kadar hem sanatçıya hem koleksiyonere büyük külfet çıkabiliyor. Art50.net, aldığım kişisel tavsiyelerle güvenilirliğinden bu açıdan da emin olduğum bir yerdi. Derken Art50.net’ten bir işbirliği teklifi aldım ve bu beni çok mutlu etti. Birlikte güzel çalışmalara imza atacağımızı düşünüyorum.

     

    Görkem Dikel’ in Art50.net’ te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.