[-] > 50 MÜZE > Minimalist Bir Yavaş Sanat Deneyimi: Glenstone Müzesi
  • Glenstone Müzesi

    Minimalist Bir Yavaş Sanat Deneyimi: Glenstone Müzesi

    Washington DC’nin dışındaki yemyeşil arazinin ortasında parlayan Glenstone Müzesi’ni gördüğünüzde ‘’Böyle büyülü bir yeri nasıl oldu da daha önce duymadım’’ diye şaşıracaksınız. Burası, aynı kurucuları gibi medya radarının dışında, mütevazi, sakin ve gizemli bir yer. Dikkat dağıtan her türlü faktörden uzak, düşüncelerinizi dinlemenizi ve sanata odaklanmanızı sağlayan ‘’yavaş sanat’’ akımının temsilcisi olan müze, ziyaretçilerini sakin, huzurlu ve alternatif bir sanat deneyimine davet ediyor.

    Fotoğraf: Iwaan Baan. ©Glenstone Müzesi

    Fotoğraf: Iwaan Baan. ©Glenstone Müzesi

    Glenstone Müzesi’nin hikayesi kurucuları Emily ve Mitchell Rales ile başlıyor. Artnews Top 200 koleksiyoner listesinin üst sıralarında yer alan ikilinin koleksiyonu Amerika’nın en önemli Modern ve Çağdaş Sanat koleksiyonlarından biri olarak gösteriliyor. Buna rağmen çift, alışılmışın dışında medyadan, röportajlardan ve sanat dünyasının ışıklarından uzak bir yaşam sürüyor. 2006 yılında kurulan Glenstone Müzesi başta koleksiyonerlerin kendi kişisel koleksiyonlarını korumak ve sergilemek amacıyla oluşturdukları bir sanat mekanıydı. 3.000 metrekarelik bu alanı sadece koleksiyonerleri tanıyanlar ziyaret ediyordu. 2018 yılına geldiğimizde ise Glenstone Müzesi muhteşem ve tam kapsamlı bir müze olarak göz dolduruyor. Yeni binası, doğası ve sergileriyle aynı kurucuları gibi alışılmış dışı, mütavazi ve dingin bir sanat deneyimi sunuyor.

    Fotoğraf: Goran Kosanovic. Kaynak: The Washington Post

    Fotoğraf: Goran Kosanovic. Kaynak: The Washington Post

    Burayı diğer müzelerden farklı yapan en önemli özellik sakinlik. Gün ışığıyla dolu geniş ve boş koridorlarda dolanırken ve geniş pencerelerden dışarıdaki doğa manzarasına bakarken buranın bir sanat mekanından fazlası olduğunu anlıyorsunuz. Alıştığınız uzun kuyruklar, sanat eserleri önündeki kalabalıklar, cep telefonları, ses ve hareket gibi dikkat dağıtan tüm etkenleri unutun. Bu sanat ve doğa ile çevrelenmiş ortamda, dış dünyadan çok uzakta, sessiz, sakin ve huzurlusunuz.

    Kaynak: afasiaarchzine.com

    Kaynak: afasiaarchzine.com

    ‘’Yavaş sanat’’ akımını benimseyen Glenstone Müzesi’nin binası minimalist bir üsluba sahip. Gwathmey Siegel & Associates Architects firması tarafından tasarlanan ve ilk kez 2006 yılında ziyarete açılan ana binanın yapımında granit, paslanmaz çelik, çinko ve tik ağacı kullanıldı. Geniş koridor ve galerilerle bezeli ana bina, ait olduğu doğa ile iletişim halinde. Dışarıya açılan geniş penceler ve dış manzaraya açılan açıkhava terası ile bina gökyüzü, doğa ve çevresiyle bütünleşen bir sanat deneyimi sunuyor.

     

    Kaynak: afasiaarchzine.com

    Kaynak: afasiaarchzine.com

    4 Ekim 2018’de ziyarete açılan ek bina ise Glenstone Müzesi’ne bambaşka bir soluk getirdi. 200.000 milyon dolarlık bina projesi müzeyi 18.950 metrekarelik yepyeni sergi alanlarına kavuşurdu. Thomas Phifer and Partners tarafından tasarlanan ek bina, çeşitli form ve ebatlarda 11 adet gri renkli bloktan oluşuyor. Müzeye hakim olan minimalist anlayışın bir yansıması olan sade ve yalın bloklar, geniş açık alanda bulunan nilüferlerle dolu havuzun etrafını sarıyor. Mekana özgü eser ve enstalasyonlara ev sahipliği yapmak için tasarlanan bloklar geniş bir geçitle birbirine bağlanmış. Geniş pencerelerle bezeli her bir odada karşımıza mekana özgü tasarımlar çıkıyor.

    Fotoğraf: Iwan Baan. ©Glenstone Museum.

    Fotoğraf: Iwan Baan. ©Glenstone Museum.

    Ek binayı ‘’her zaman gökyüzü ve ışığa döneceğiniz bir meditasyon deneyimi’’ olarak tanımlayan Mimar Phifer, binanın tasarımında Junichiro Tanizaki’nin 1993 yılında yazılmış ‘’Praise of Shadows’’ adlı kitabından ilham aldı. Sanat, doğa ve mimari arasındaki bariyerleri yıkan bu müzenin yemyeşil çimleri, nilüferleri ve kır çiçekleri arasında gezerken Feliz-Gonzalez-Torres, Ellsworth Kelly ve Jeff Koons eserleri ile karşılaşıyorsunuz.

    Müze koleksiyonu Emily ve Mitchell Rales’in kişisel koleksiyonundan oluşuyor. İkinci Dünya savaşı sonrası Modern ve Çağdaş sanat eserlerinden oluşan zengin koleksiyon bizi 20. ve 21. Yüzyıl sanatında 100 yıllık bir yolculuğa çıkartıyor. Kalıcı koleksiyon eserleri ve geçici sergilemeler müzenin kapalı ve açık alanlarında sunuluyor.

    Jeff Koons, Split-Rocker, 2000. © Jeff Koons. ©Glenstone Müzesi

    Jeff Koons, Split-Rocker, 2000. © Jeff Koons. ©Glenstone Müzesi

    Kronolojik ve coğrafi olarak düzenlenen kalıcı koleksiyon sergisinde Jackson Pollock, Mark Rothko, Yves Klein, Alexander Calder, Yayoi Kusama ve Jean-Michel Basquiat gibi isimleri dönemine damga vuran isimleri görüyoruz. İzleyiciyle buluşan 42 sanatçının toplam 65 eseri yanında herhangi bir açıklama veya metin olmadan sunuluyor. Bunun yerine sanat eserleri hakkındaki sorularınızı cevaplamak üzere mekanda bulunan galeri asistanları var. Gelenstone’daki sanat tecrübesi, diyalog ve iletişim temeline dayalı.

    Jean Michel Basquiat ‘’Frogmen’’ 1983 ©Glenstone Müzesi

    Jean Michel Basquiat ‘’Frogmen’’ 1983 ©Glenstone Müzesi

    Yeni açılan ek bina ise uzun zamana yayılan geçici sergiler için ayrılmış. Farklı form ve ebatlarda olan 11 bloğun her biri mekana özgü farklı bir iş ve enstalasyona ev sahipliği yapıyor. Sanatçılara danışılarak düzenlenen odalar ev sahipliği yaptığı eserle muhteşem bir ahenk içinde.

    Odalar eserler için ideal ortamı yaratırken bir yandan da eserle bütünleşerek sanat tecrübesinin bir parçası haline geliyor. Bu alanlarda On Kawara’nın Today serisinden 3 tablosunu, Robert Gober’ın tüm odayı kaplayan çok duyulu enstalasyonunu, Pipilotti Rist’in Ever is Over All adlı film çalışmasını, Roni Horn’un Water Double adlı enstalasyonunu görüyoruz.

    Robert Gober. ‘’Untitled’’ 1992. © Glenstone Müzesi

    Robert Gober. ‘’Untitled’’ 1992. © Glenstone Müzesi

    Her gün sadece 400 ziyaretçi kabul eden müze ziyaretçilerini dinlenmeye, sakinleşmeye ve sanatın özünü keşfetmeye davet ediyor. Yaşamın karmaşası, koşturmacası ve kalabalığını dışarda bıraktırıp girdiğiniz müzeden, sanatın ve doğanın iyileştirici gücüyle ayrılıyorsunuz. Belki de şu sıralar en çok ihtiyacımız olan şey bu; sakinleşmek, özümüze dönmek ve sanatın özüne inip hayattaki güzellikleri hatırlamak.

    Simge Erdoğan