• mardin

    Sizi Başka Dünyalara Götüren 4. Mardin Bienali

    Irmak Özer Mardin ve Mardin Bienali'ni Anlatıyor

    İnsanın kendine basit soruları tekrardan sorması iyidir. 10 yaşında kendine sorduğun soruyu 30 yaşında tekrar sorduğunda, bazen cevaplar aynı yalınlıktadır, bazen de hayatta aldığın yolu kendine hissettirir. “Sanatı neden seviyorum?” sorusu bana bu yolu hissettiren sorulardan. Evet estetik, evet yaratıcı, evet farklı pencereler açan bir araç sanat. Ama artık bana en çok dokunan tarafı, bana yaşattığı hissiyat. Küçükken çevreye ve hayata saf saf bakarken, büyüdükçe görmeyi öğreniyor insan. Aşk acısı çekiyorsun, arkadaşlar gelip geçiyor (ve bu seni ilk başta çok şaşırtıyor), artık zorunlu olarak yapmak durumunda olduğun bir çok şey karşına çıkıyor… Diğer yandan beklenmedik bir sürü güzel şeyler yaşıyorsun, hayatı tadıyorsun, farklı insanlar tanıyıp o seninkinden farklı güzel kafaların bakış açılarını yakalıyorsun, yepyeni özgürlük alanları keşfediyorsun büyüdükçe. Bütün bunları cebine ve kafana koyduğunda artık bir resme, bir heykele baktığında başka şeyler görüyorsun, sana bambaşka bir dünya ifade ediyor.

    Mardin

    Mardin

    Bu seneki Mardin Bienali’nin Sözden Öte isimli teması “Sanatın dili ve sanatçıların üretimlerinin “sözün” ötesinde bir hakikati işaret etme niteliğine” odaklanmış. Bienal, bir sanat eserine baktığında malzemeden daha fazlasını, kendi hikayelerini görebilen ruhları sözün ötesinde başka bir dünyaya götürüyor, sanatla hakikati büyülü şehir Mardin’in atmosferinde hissettiriyor. Büyüdükçe daha iyi bir yolcusu olduğun sanatın seni çıkardığı o yolculuğu odağına alıyor.

    Mardin Sokaklarında

    3 küratör, 50 sanatçı, 11 mekan ve kamusal alan. 4. Uluslararası Mardin Bienali’nin en güzel tarafı, bu büyülü şehrin sokaklarına yayılmış, şehirle iç içe geçmiş olması. Mardin’in ara sokaklarında yokuşları, merdivenleri inip çıkarken yüzlerce yıl önce Endülüs sokaklarında yürüyor gibi hissettim. Bunu anlattığım Mardinliler, Mardin’in UNESCO Dünya Miraslarından biri olan İtalya’nın Matera şehri ile ikiz şehir olduğunu anlattılar.

    İşte bu bir kardeşi İtalya’da bulunan sarı, tarihi sokaklarda adeta bir bulmaca çözer gibi bir aşağı bir yukarı yürüyüp bienali keşfediyorsunuz. Kullanılmayan binalar bienal sayesinde kamuya açılıp heybetleri, güzellikleri ziyaretçilerle buluşurken (Alman Karargahı, Mor Efrem Manastırı, Yıldız Hamamı), Mardin’in olağan hayatının aktığı (Marangozlar Kahvesi, Revaklı Çarşı) yerlere de yine bienal sayesinde ayak basmış oluyorsunuz. En çok hoşuma giden mekanlardan biri olan Marangozlar Kahvesi ile tanışmak bir ayrı güzel oldu; akşam üstü sandalyeleri Mezopotamya’ya doğru çekip manzarayı ve ilk kez Mardin’de gördüğüm, pek bir özenilen özel eğitimli güvercinleri izlemek ayrı bir huzurmuş.

    Mardin

    Mardin

    Paralel sokakları birbirine bağlayan geçitlerin içinden, abbaralardan, geçerken, kiliselere, medreselere çıkan o uzun merdivenleri tırmanırken şehri de iyice tanımış oluyorsunuz. Ana mekanların yerlerini bienal kitapçığındaki haritadan iyi kötü kestirebiliyorsunuz ama daha küçük mekanları bulmak oldukça zor olabiliyor. Neyse ki oldukça yardımsever olan esnaf sizi tutup götürüyor bu mekanlara. Mardinlilere konuklara olabildiğince yardım ediyor etmesine ama mekanları gösteren kapsamlı bir harita gezenlerin çok işine yarayabilirdi. Gönül ister, şehir Bienal zamanı ayrı bir hazırlansın, yol gösterici oklar, dokuyu bozmayacak tabelalar olsun ama, o kısım bütçe ile alakalı olduğu için bu özenden de gayet memnunuz.

    Bu arada bir küçük not; Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde bienal ile eş zamanlı “Ai Weiwei Mardin’de” sergisi de devam ediyor. Mardin’in tarihinden özel kapı kollarına, Mardin’e özel el yazmalarından yöresel yemeklere kadar kapsayıcı ve ilgi çekici bir anlatımı var Kent Müzesi’nin. Tavsiyem, üst kattaki kent müzesini gezerek önce Mardin’in kültürüne bir giriş yapın; daha sonra da alt katta Çinli sanatçının Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde yer alan “Ai Weiwei Porselene Dair” sergisinden Mardin’e getirilen özel seçkiyi görün. Ben Bienal ile serginin aynı zamanlı olmasının dışında bir noktada daha kesiştiğini düşündüm; MERKEZKAÇ inisiyatifinin Alman Karargahı’nda sergilenen akrepleri, adeta Ai Weiwei’nin Yengeçler eserine gönderme yapıyor ve iki farklı kültür, sanat üzerinden benzer medyumlarla otoritelere mesaj vermiş oluyor.

    Bienali gezmek isteyenlere tavsiyelere gelirsek; en çok iş görebileceğiniz yerler Alman Karargahı ve Mor Efrem Manastırı, ki buralarda çanta, defter alarak Bienal’e destek olabileceğiniz küçük satış noktaları da mevcut. Taner Ceylan’ın işinin yer aldığı Meryem Ana Kilisesi bir yılan hikayesi; zira kilise aslında halka açık değilmiş. Kapalı olduğu için de biz bienalciler için iyice bir amaç haline geldi. Sokakta karşılaştıklarınızla “Duydun mu, şu saatte açacaklarmış; ben duydum şu an açıkmış, koşalım!” gibi muhabbetlere konu oluyor. Kamusal alandaki iki iş; Cengiz Tekin’in “Bir parça özgürlük…” işi bulunduğu sokak restore edildiği için, İhsan Oturmak’ın ise çok merak ettiğim “Sokağın Zoru” işi amacına uygun olarak sokağı kapattığı fakat diğer yandan sokakta oturanları rahatsız ettiği için (Öyle ki, bir sokak sakini yerleştirmedeki arabayı benzinle yakmakla tehdit etmiş!:)) kaldırılmış.

    Taner Ceylan

    Taner Ceylan

    Özellikle görmenizi tavsiye ettiğim eserlere gelirsek, mekan mekan ayırdığımızda mutlaka görmelisiniz dediğim işler;

    Mor Efrem Manastırı’nda:

    – Metin Çelik’in mekana özgü yerleştirmesi Anti-kamuflaj. Yerleştirmedeki yumruk heykeli yıkımı açığa çıkarırken tuval resmindeki figürler ise toplumun sıkışmışlığını yansıtıyor. Özellikle resimdeki sıkışmışlık hissiyatının çok iyi yansıtıyor. Eser bir bütün olarak gerçekten çok etkileyici.

    – Senem Gökçe Oğultekin’in biri Ermeni biri Türkiyeli iki kadın dansçının sınırda karşılaşmasını anlatan, sert politikanın yanında barışçıl kadınsal duruşu izleyiciye güzel geçiren Dun (Ev) videosu

    – Nasan Tur’un öldürülmüş gazetecilerin fikirlerinin unutulmayacağının altını çizen ve onlara bir saygı duruşunda bulunan Direnç Olarak Bellek videosu

    – İpek Duben’in savaş sebebiyle göç etmek zorunda kalan Kosovalıları ele alan ve konunun kırılganlığını ve şiddetini kullandığı malzemeler ile bir arada yansıtabilen Farewell My Homeland ipek-ahşap-metal el yapımı albümü

    Nasan Tur

    Nasan Tur

    Alman Karargahı’nda:

    – Çağrı Saray’ın Mardin’in abbaralarında yürüdüğü, şehrin özel alanına kentli bir yabancı olarak girdiği Sonsuz Mesafe video enstalasyonu. Eseri görmek için sizin de dar bir alandan geçmeniz ve kamu alanından özel bir alana geçiyor hissiyatı yaşamanız çok iyi kurgulanmış.

    Yıldız Hamamı’nda:

    – Youssef Nabil’in evini, yurdunu terk etmenin içini kemiren hüznünü anlatan Hiç Gitmedin videosu

    Youssef Nabil

    Youssef Nabil

    Marangozlar Kahvesi’nde:

    – Bienal süresince orada bulunacak olan Bandrolsüz Rafı ve karıştırmaktan zevk alacağınız kitaplar (Favorim: Charlie Coffey, Bu O, Bu O)

    Marangozlar Kahvesi

    Marangozlar Kahvesi

    Ferhat Salman Atölyesi

    -Özel bir insan olan Mardinli sanatçı Ferhat Salman’ın genelde kendisini de görebileceğiniz, utanç ve mahremiyet konuları üzerine resimler yaptığı atölyesi

    Ferhat Salman

    Ferhat Salman

    Bienalin Dokundukları

    Sizi götürdüğü sokakları, işlerin yaşattığı Sözden Öte hissiyat, yeni sanatçılar tanımanın güzelliği bir yana, bienalin yarattığı yardımlaşma, dayanışma ruhu da bienalin bahsedilmesi gereken güzel taraflarından biri. Bienalin hazırlık sürecinde resmi destekçilerin yanı sıra gönüllü sanatseverler de fongogo.com üzerinden bienale finansal destekte bulunabilmişlerdi. Bienal ekibi de güzel bir jest yaparak küçük büyük tüm destekçilerin isimlerini seçili bienal mekanlarının önünde duyurmuş. Böylece küçücük bir destek de olsa o çorbada tuzunun olduğunun bilinmesi güzel bir enerji yaratmış ve bienal sanki el birliği ile yapılıyormuş gibi bir dayanışma hissiyatı doğurmuş. Eksikler var ama, olur o kadar canım, elden bu geldi diyor insan organizasyonu sahiplenip 🙂

    Uzaktan destek verenler bir yana, bienal, halkın da büyük destek ve emeğini alan bir etkileşim haline gelmiş. Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliği yaptığı etkinliğe adeta esnaf da destek gücü olarak katılıyor. Henüz turistten bıkmamış olan Mardin esnafı “Bugün aynı yeri soran 7. kişisiniz, bir öğreneyim bari de hepinize tarif edeyim,” diyebiliyor sizi kovalamak yerine. Bunun dışında hem bienalde görevli isimlere çok rahat ulaşabiliyorsunuz, hem de tarihi Mardin küçük bir alana yayıldığında dolayı tekrar tekrar rastlaştığınız diğer bienali gezmeye gelenler arasında bir muhabbet de oluyor.

    4. Uluslararası Mardin Bienali, Sözden Öte, 4 Haziran’a kadar devam ediyor. Mardin, zaten gitmek için ayrıca bir bahaneye gerek duyulmayacak bir şehir. Üşenmeyin, bahane yaratmayın, İstanbul sanat dünyası ile sınırlı kalmayın, bulunduğu şehrin mistik ruhu ile iç içe geçmiş bu bienali mutlaka görün!

    Irmak Özer

  • filizpiyale_art50

    Doğa Manzaralarında Dinginliği Arayan Bir Ressam: Filiz Piyale

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Filiz Piyale sanatçı ve akademisyen kimliğini bir arada taşıyan, sanatın entelektüel boyutuna önem veren bir isim. İnsan-doğa ilişkisinin yarattığı gerilimle yüzleşen insanın dinginliğe varabileceğine inanan Piyale ile sanatının çıkış noktalarını ve gelecek projelerini konuştuk.

     

    >>>

  • kübra boy
  • art50net_baysan_yuksel

    Casa dell’Arte ve Art50.net’ten Bir Yaz Gecesi Rüyası

    Bir Yaz Gecesi Rüyası | 25 Mayıs - 2 Temmuz 2018

    Türkiye’nin ilk sanat oteli Casa dell’Arte ve çağdaş sanat platformu Art50.net, 2018 sezonuna renkli bir seçkiyle merhaba diyor.

     

    Düşler nasıl çıkarıp bulursa bilinmeyen şeyleri,
    Şairin kalemi de biçim verir hiçliklere, hayallere;
    Uygun bir görünüş bulur gönlümüze hoş gelen duygulara,
    Ve bir ad koyar onlara.

    William Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası, sf.78

     

    Genç sanatçılara destek sağlama idealinde birleşen Casa dell’Arte ve Art50.net yeni bir işbirliğine adım atıyor. İlhamını William Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserinden alan sergi art50.net sanatçılarının katılımıyla 25 Mayıs – 2 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Casa dell’Arte Galeri’de izlenebilecek.

    William Shakespeare’in 400 yılı aşkın bir süre önce kaleme aldığı Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda ormanda, ay ışığı altında geçen bir aşk hikayesini dönemin popüler cin ve peri masallarından da yararlanarak masalsı ve şiirsel bir dille anlatır. Shakespeare’in yarattığı ortamdan yola çıkarak, seyirciyi bir yaz gecesi esintisi eşliğinde fantastik bir yolculuğa çıkarmayı hedefleyen sergide art50.net sanatçıları; Mehmet Çevik, Görkem Dikel, Merve Dündar, İdil Güral, Begüm Mütevellioğlu, Azime Sarıtoprak, Saliha Yılmaz ve Baysan Yüksel‘in eserleri yer alıyor.

    Mehmet Çevik, Yatmaz Kalkmaz, tuval üzerine akrilik, 2016.

    Mehmet Çevik, Yatmaz Kalkmaz, tuval üzerine akrilik, 2016.

    Görkem Dikel, Azime Sarıtoprak ve Baysan Yüksel; farklı üsluplarla ürettikleri masalsı eserlerinde ikonoloji, gelenekler, mitler, ritüeller ve kişisel anılardan besleniyor. Merve Dündar çalışmalarında mahremde kalmak ve diğerinin bakışı üzerinden ‘var olmak’ ilişkisini irdeliyor. Mehmet Çevik ve İdil Güral soyutlama ağırlıklı renkli tablolarında hayal dünyalarını tuvale direk olarak aktarıyor. Begüm Mütevellioğlu ise dört duvarla çevrili mekanları herkesin görebileceği, tuhaf manzaralara ve bahçelere açılan; anılar, düşler ve düşüncelerle dolu açık alanlara dönüştürüyor.

     

    Casa dell’Arte Galeri Ziyaret Bilgileri:

    Açılış Kokteyli: 24 Mayıs 2018, Perşembe 19.00
    Yer: Casa dell’Arte Otel – İnönü Caddesi No: 6 Torba, Bodrum. Tel: (252) 367 1848
    Sergi Tarihi: 24 Mayıs – 2 Temmuz 2018
    Sergi Saatleri: Haftanın her günü, 14.00 – 21.00

  • Maat

    Lizbon’un Işığı ve Renkleri Museum of Art, Architecture and Technology’de

    Maat Müzesi, Lizbon

    Lizbon’daki Tejo Nehri’nin kıyısında yürürken, suyun rengini ve ışığını yansıtan kıvrımlı bir yapı karşımıza çıkıyor. Görende merak ve hayranlık duygusu uyandıran bu sıra dışı bina Museum of Art, Architecture and Technology’e (MAAT) ait. Kapılarını Ekim 2016’da açan müze, her ne kadar sanat şehri Lizbon’a yeni gelmiş olsa da, seyir terası, muhteşem binası ve 38 bin metrekarelik alanıyla Lizbon’un şehir simgelerinden biri oldu bile.

    © Amanda Levete. Kaynak: essentialhome.eu

    © Amanda Levete. Kaynak: essentialhome.eu

    Tartışma, eleştirel düşünce ve uluslararası diyalog mekanı olan MAAT, gerek yerel gerekse yabancı çağdaş sanatçıların eserlerine, sergi programlarına ve mimar ve düşünürlerle yürütülen projelere ev sahipliği yapıyor. Temel amacı Portekiz kültürü ve sanatını temsil ederek uluslararası paylaşım platformu oluşturmak olan MAAT, her yaştan, farklı ilgi alanlarına sahip her tür ziyaretçiye zengin ve ilham veren bir tecrübe sunmayı amaçlıyor.

    Muhteşem Bir Bina

    MAAT Central. Fotoğraf: ©EDP Foundation. Kaynak: news.artnet.com

    MAAT Central. Fotoğraf: ©EDP Foundation. Kaynak: news.artnet.com

    MAAT’ın en çarpıcı özelliği Tejo Nehri kıyısında bulunan binası. Londra merkezli Amanda Levete Architect Firması tarafından tasarlanan müze binası, yaklaşık 38 bin metrekarelik sergi alanı ve 7 bin metrekarelik kamusal alandan oluşuyor. Projeye, ana binanın hemen yanında bulunan tarihi 20. Yüzyıl Elektrik Santrali de dahil edilmiş. Bir süre Elektrik Müzesi olarak kullanılan kırmızı tuğla ve demirden yapılmış olan bu tarihi bina, proje kapsamında yenilenmiş ve MAAT alanına dahil edilmiş. Günümüzde sergi alanına dönüşen bina ziyaretçileri ağırlıyor.

    © PIET NIEMANN, Kaynak: divisare.com

    © PIET NIEMANN, Kaynak: divisare.com

    Elektrik istasyonunun tarihi görüntüsünün aksine MAAT Müzesi’nin dış yüzeyi üç boyutlu 15.000 adet çatlak desenli çinilerin biraraya getirilmesiyle oluşturulmuş. Sudan aldığı gölge ve ışığı günün her saatinde yansıtan bu çini kaplama, Lizbon’un zengin seramik ve el işi mirasının muhteşem bir örneği.

    Yalın, Sade ve Büyüleyici

    Kaynak: stylepark.com

    Kaynak: stylepark.com

    Müzenin iç alanında ise karşımıza oldukça geniş ve yalın bir görüntü çıkıyor. 70’e 40 metrelik sütunsuz elips şeklindeki ana salonda doğal ışık hakim. Açık ve yalın olan bu alan, büyük sanat eserleri ve enstalasyonların sergilenmesi açısından mükemmel bir yer. Ana galerinin yanlarından ise dört odacığa giriyorsunuz. Beyaz zemin ve kıvrımlı beyaz duvarların hakim olduğu bu odalarda düzenli aralıklarla değişen sanat eserleri sergileniyor.

    Açılış için hazırlanan Dominque Gonzalez-Foerster, “Pynchon Park” enstalasyonu. Fotoğraf: Hufton + Crow © MAAT Lisbon.

    Açılış için hazırlanan Dominque Gonzalez-Foerster, “Pynchon Park” enstalasyonu. Fotoğraf: Hufton + Crow © MAAT Lisbon.

    Müzede sergilenen eserlerin temeli EDP Vakfı Koleksiyonu’na dayanıyor. 2000 yılında faklı jenerasyon ve disiplinlerden çağdaş Portekizli sanatçıların eserlerini toplamak ve 1960 sonrası Portekiz sanatını sergilemek amacıyla başlatılan EDP koleksiyonu, geçtiğimiz 18 yıl boyunca her gün genişledi ve zenginleşti.

    © Amanda Levete. Kaynak: itsliquid.com

    © Amanda Levete. Kaynak: itsliquid.com

    Uluslararası camiada tanınmış 250 Portekizli sanatçının eserlerini kapsıyan bu sanat koleksiyonundan seçme eserler düzenli aralıklarla MAAT Müzesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Misafir küratör ve/ya müze küratörleri tarafından tematik olarak hazırlanan bu sergiler, Portekizli sanatçıları dünya sahnesine çıkarmaya ve ziyaretçilere ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

    Sanat Şehirleri bölümümüzde Lizbon’u yakından incelediğimiz Renklerini Kaybetmeyen Şehir: Lizbon içeriğimize buradan ulaşabilirsiniz.

    Simge Erdoğan