• museum of ice cream

    Çocukluk Hayallerinin Gerçekleştiği Yer: Museum of Ice Cream

    Pespembe duvarlar, rengarenk odalar, içinde yüzdüğünüz şekerleme havuzları, muz salıncakları, duvarlarda eriyen dondurmalar ve pembe aynalı odalar… Alice Harikalar Diyarı veya Hansel ve Gratel masalından değil, gerçek bir 21. yüzyıl müzesinden bahsediyorum. Adı üstünde, Museum of Ice Cream (MOIC) dondurma kadar renkli ve dondurma kadar mutluluk verici bir dünya sunuyor. İnstagram sevenlerin ve milenyum neslinin beklentilerini fazlasıyla karşılayan bu gerçeküstü ve capcanlı müzede en çılgın çocukluk hayalleriniz gerçek oluyor.

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Dondurmadan esinlenen Museum of Ice Cream, dondurma temalı sanatsal yerleştirmelerin ve interaktif eserlerin yer aldığı odalardan oluşuyor. Günümüze kadar sırasıyla New York, Los Angeles, San Francisco ve Miami’de kapılarını açan müzeyi 2016’dan bu yana 1 milyondan fazla kişi ziyaret etti. Farklı bina ve sergilemelere sahip olan bu şubelerin ortak noktası ise hepsinin oldukça renkli odalardan oluşması ve ziyaret sırasında ziyaretçilere bol bol dondurma servis etmesi.

    Kaynak: incrediblethings.com

    Kaynak: incrediblethings.com

    Müzeyi gezerken girdiğiniz neon ve pastel renkli her bir odada farklı interaktif enstalasyonlar bulunuyor. Duyulara hitap eden, yaratıcı zekanın ürünü olan bu odaların her köşesinde fotoğraf çekenlere rastlamanız mümkün. Külahlı dondurmaların bulunduğu oda, duvarlarda eriyen dondurma odası, muz salıncağı, aynalı oda ve içine girebileceğiniz şekerleme havuzu İnstagram severlerin favorilerinden.

    Getty. Kaynak: tmz.com

    Getty. Kaynak: tmz.com

    Kalıcı bir binası veya koleksiyonu olmayan Museum of Ice Cream, popüler olan pop-up müze konseptinin en başarılı örneklerinden. Pop-up müze kavramı, geleneksel müze anlayışından oldukça farklı bir konsept. Pop-up müzeler, eğitim veya araştırma amacı gütmeyen, adeta geçerken uğrayıp ‘’burada fotoğraf çekeyim’’ dediğiniz sanatsal ve interaktif mekanları anlatıyor. Eğlence ve hayal gücü odaklı olan Museum of Ice Cream, beliren pop-up ekranlar gibi sık sık değişen sergilemeler ve yeni açılan şubelerden oluşuyor. Bol bol fotoğraf çekilmesini ve bunların sosyal medyada paylaşılmasını teşvik eden müze, İnstagram ve sosyal medya sevenleri hedef kitlesi olarak seçiyor.

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Müzenin biletlerini online olarak satın alıyorsunuz. 28 dolar olan biletlere, müze gezisi, istediğiniz yerlerde çekeceğiniz selfieler ve tabi ki müze içinde yediğiniz her dondurma da dahil. Müzenin açılan şubelerinin biletleri, satışların başlamasından kısa süre sonra tükenmekle kalmıyor ayrıca binlerce kişilik bekleme listeleri oluşuyor. Bunun en önemli örneklerinden biri ise biletleri satışa çıktığı anda 3 gün içinde tükenen ve 200.000 kişilik bekleme listesi oluşturan New York Museum of Ice Cream.

    Kaynak: hellomagazine.com

    Kaynak: hellomagazine.com

    Müze ziyaretçileri arasında Beyonce, Katy Perry, Kim Kardashian ve Gwyneth Paltrow gibi dünyaca ünlü isimler de var. Bu kadar popüler bir müzeyi düşündüğümüzde akla bu müzenin nasıl oluştuğu sorusu geliyor. Müze, şu anda 28 yaşında olan Mary Ellis Bunn ve ortağı Manish Mora tarafından kurulmuş. New York’un yeni mekanlardan yoksun olduğunu düşünen ikili, milenyum neslinin ilgisini çeken deneysel bir sanat projesi yapmak istemişler. İnstagram ve sosyal medya nesline en çok hitap eden ne olabilir diye düşündüklerinde ise akıllarına bir fikir gelmiş: dondurma!

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Kaynak: globetrendermagazine.com

    Müzenin aynı zamanda kreatif direktörü olan Mary Ellis bir röportajında ‘’tüm odaları kendim tasarladım. Bunu yaparken kendi çocukluk hayallerimden esinlendim. Çocukluğumda sık sık şekerleme dolu bir okyanusta yüzmeyi hayal ederdim’’ diyor. Bu açıdan düşününce müzenin her şubesinde şekerleme havuzu görmemiz tesadüf değil. Museum of Ice Cream ile ilgili bir başka bilgi ise kurumsal ortaklıkları. Amerikan Express ve Tinder gibi kurumsal partnerlere sahip olan müzede servis edilen dondurmalar uluslararası veya yerel dondurma markaları sponsorluğunda sunuluyor.

    Kaynak: miami.eater.com

    Kaynak: miami.eater.com

    Museum of Ice-Cream’in şu ana kadar toplam 4 pop-up şubesi oldu. İlk şubesi 2016 Ağustos’ta New York, Manhattan’da açılan Museum of Ice Cream, 5.000 metrekarelik alanda sanatseverlerle buluştu. Daha sonra Los Angeles’ın Arts District’inde açılan müze, yakaladığı başarıyı burada devam ettirdi. Üçüncü şubesi olan San Francisco, 1911 yılından Neo-Klasik binasında ziyaretçilerini ağırladı. Son olarak Miami Faelo Bölgesi’nde açılan Museum of Ice Cream, burada retro ruhunu yansıtan 4 katlı binasıyla Miami’nin kalbinde taht kurdu. Şu sıralar açık olan şubeler ise San Francisco (Mayıs 2018’e kadar) ve Miami (Nisan 2018). Museum of Ice Cream, 2018 yazı itibariyle yeni binalarında ziyaretçilerle buluşmaya devam edecek. Açılması planlanan yeni mekanların yerleri ve zamanları ise ilerleyen günlerde duyurulacak.

    Simge Erdoğan

  • bruksel

    Avrupa’nın Yükselen Sanat Şehri: Brüksel

    Brüksel'de Sanat

    Ankara için ne derler bilirsiniz; “Ankara’nın İstanbul’a dönüşü güzel!” Birçok Avrupalı için Brüksel’in yarattığı hissiyat da budur. Fransız ve Flaman toplulukların arasında kalan Brüksel merkezli Belçika hükümeti hep bir kimlik krizindedir, bürokrasi Avrupa standartlarına göre çok yavaştır, işler yürümez… Hem Avrupa Birliği’nin hem NATO’nun merkezi, expatlar ve AB memurları şehri Brüksel’in olumlu taraflarından biri, diğer Avrupalı çalışanların ülkelerine bir hızlı trenle birkaç saatte ulaşabilecek olmalarıdır. Yani; Brüksel’den de bir dönüş güzeldir diye dalga geçer Avrupalılar.

    İtiraf edelim, Brüksel deyince aklımıza ilk gelen şey sanat da değil. Çikolata, waffle, midye, Avrupa Birliği hatta Belçika birasından bile sonra geliyor olabilir… Gelin görün ki Brüksel özellikle son yıllarda sanat yazarları ve eleştimenleri tarafından oldukça övülmeye başlanan, sanat anlamında yıldızı parlayan bir şehir haline geldi. Art Brussels, Venedik Bienali ve Documenta’dan sonra dünyanın en eski üçüncü çağdaş sanat fuarı ve bu sene 50. yılını kutlayacak. NY Times, Forbes gibi birçok saygı değer uluslararası yayın da Brüksel’in son yıllarda modern sanat anlamında parladığına hemfikir.

    Brüksel, genç sanatçılara da birçok sanat eleştirmenine göre Paris, Berlin gibi şehirlere nazaran daha iyi fırsatlar sunuyor. Berlin’de üretim yapılır ama satış olmaz; Paris’te satış olur ama üretim olmaz diyen eleştirmenler, Brüksel’de son dönemde yaratılan ortam ile ikisinin de mümkün olduğunu söylüyorlar. Özellikle Avrupalı koleksiyonerlerin kolayca ziyaret edebileceği, hızlı trenlerle ulaşacağı bir merkezde olmasının yanı sıra (bir Euro ülkesiyseniz) uygun kiralar ve çok sayıdaki sanat galerisi genç yerel sanatçılara geniş bir alan tanıyor. Öyleki, son 10 yılda 50 civarı yeni galeri açılmış.

    Fotoğraf: Irmak Özer

    Fotoğraf: Irmak Özer

    Büyüyen sanat ortamı ve piyasasının yanı sıra, şehre kolayca ulaşabilen diğer Avrupalı koleksiyonerlerin yanında Belçikalı koleksiyonerler de bu piyasaya hatrı sayılır katkılarda bulunuyor. Dünyada nüfusa oranla en çok sanat koleksiyonerinin olduğu ülkelerden biri Belçika. Üstelik Belçikalı koleksiyonerler, bir sanatçı çok da ünlenmeden potansiyel gördükleri sanatçıların işlerini koleksiyonlarına katmayı seven; genç, başarılı Avrupalı sanatçılardan oluşan koleksiyonlara sahip oldukları bilinen koleksiyonerler.

    Bu farklı ortamın meyvesini toplamak için ilk önerilerim yeni çağa ayak uydurup farklı şekilde yükselen Brüksel sanat ortamının çağdaş sanat mekanları olacak. Daha sonra da küçük bir ülke olsa da sanat tarihinde yer eden büyük eserleri barındıran klasik ve mutlaka görülmesi gereken yerlere yer verececeğim.

    Wiels & MIMA

    Eski bir bira fabrikasında kurulan Wiels, son dönemde hem Belçikalı hem de uluslararası genç sanatçılar için önemli fırsatlar yaratan bir misafir sanatçı programına sahip. Wiels’in 2007’de açılması, Brüksel sanat piyasası için dönüm noktalarından biri olmuş. Wiels her sene 9 kişilik kontejanı için yüzlerce başvuru alıyormuş. Brüksel’in güneyinde, Van Volxem Caddesi’nde yer alan Wiels’de son dönemin en iyi modern sanat çalışmalarını ve yükselen sanatçılarını görme şansı yakalayabilirsiniz.

    WIELS Building © WIELS

    WIELS Building © WIELS

    MIMA yani, Millennium Iconoclast Museum of Art ise Wiels’den de daha genç, 2016 yılında kurulan ve bu ay 2. yaşını kutlayan bir çağdaş sanat mekanı. MIMA’nın misyonu oldukça etkileyici: Kültür tarihi 2.0. Dolayısıyla klasik müzik anlayışından uzak, müzik kültüründen, grafik kültürüne, kaykay, sörf gibi sporlardan sokak sanatı, plastik sanatlar, çizgi roman, dövme sanatına kadar her alanı kapsayan ve sergileyen ilginç bir mekan.

    Magritte ve Sürrealizm

    Hazır kültürel akımlardan bahsetmişken Brüksel’e damga vuran akımlardan sürrealizm ile devam edelim. Brüksel birine sanatsal bir öğreti verecekse, en önemlisi sürrealist ressam René Magritte’i ve sanatını anlamak olur. Sürrealizmi anlamıyorsanız, Brüksel’deki Musée Magritte, bu akımı anlamanıza ve ressama hayran olmanızı sağlayacak.

    Musée Magritte

    Musée Magritte. Kaynak: ousejourner.com

    “Bu bir pipo değildir.” resmi ile hatırlayabileceğiniz Magritte, sıradan objeleri sıradışı bir bağlamda resmetmesi ile ünlü bir sanatçı. Magritte’in adeta algıyla oyunlar oynayan resimlerine aslında çok basit bir yerden bakabilirsiniz: Evet, o bir pipo değil, çünkü o bir pipo resmi. Kendisine bu resmiyle ilgili soru sorulduğunda “Bu tabiiki de bir pipo değil; dilerseniz onu tütünle doldurmayı deneyebilirsiniz,” der sürrealist ressam. Magritte, resme filozofik açıdan yaklaşarak böylece maddelerin, objelerin gerçekliğini, anı sorgular.

    Musée Magritte

    Musée Magritte

    Herkesten farklı düşünce yapısıyla kendini ayrıştıran ve sanat tarihinde yer eden bu ressamın oldukça kapsamlı ve detaylı planlanmış müzesinde erken işlerinden olgunluk işlerine sanat yolculuğunu, bu yolculukta birlikte çalıştığı sanatçıları, katıldığı akımları ve sanatçının kişisel ilişkilerine yakından bakma fırsatı buluyorsunuz. Magritte’in aynı zamanda ilham perisi olan karısıyla olan derin fakat inişli çıkışlı ilişkisi, sanatçının izolasyonu ve yalnızlığı sevmesi, kişisel dostluklarını yansıtan hikayeler ve fotoğraflar size bir dehanın iç dünyasını sunarak onu daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor.

    Royal Museum of Fine Arts

    Aslında Magritte Müzesi’ni de kapsayan 6 müzelik (Old Masters Museum, Modern Museum, Wiertz Museum, Meunier Museum, Magritte Museum, Fin-de-Siècle Museum) bir çatı olan Royal Museum of Fine Arts, sanat tarihinde yer alan önemli eserleri barındıran, bir Louvre, Metropolitan kadar devasa da olmadığı için ve altıya ayrıldığı için daha planlı, kendinizi çok çok da yormadan nispeten daha rahat gezebileceğiniz önemli bir müze. Devasa değil dediysem de 20.000 eseri barındıran müzede, mutlaka görünce tanıyacağınız Jacques-Louis David’in The Death of Marat, Rubens’in The Road to Calvary, Bruegel’in birçok etkileyici eseriyle beraber en ünlülerinden Fall of the Rebel Angels, Henri de Toulouse-Lautrec’in Aristide Bruant eserleri koleksiyonda yer alan usta eserleri arasında.

    Royal Museum of Fine Arts

    Royal Museum of Fine Arts. Fotoğraf: Irmak Özer

    Art Nouveau Akımı

    Özellikle Fin-de-Siècle Museum’da 230’u aşkın eseri de bulabileceğiniz “art nouveau”yu keşfetmek için en uygun yer Brüksel sokakları aslında; çünkü Brüksel AB’nin başkentiyse daha da önemlisi art nouveanun başkenti. Öyleki şehre 1900’lerde kaç tane art nouveau tarzında bina yapıldığını tahmin etmek zormuş. Özellikle St Gilles/Sint Gillis, Ixelles/Elsene, Forest/Voorst ve Uccle/Ukkel bölgelerinde yüzlerce art nouveau binasını görebilirsiniz.
    Klasik sanata tepki olarak doğan art nouveau, sanatı yaşamla birleştirerek insanın gündelik gereksinimlerini karşılayacak güzel nesneler yaratmayı amaçlamış. Bu sebeple, art nouveau eserleri formlardan, bitkilerden, doğalardan ilham alır, kıvrımlarıyla hem çok estetik gözükür hem de insan kullamını için mobilyadan binaya ince düşünülmüş detaylara sahiptir. Gaudi desem bir ışık yanar mı? Art nouveaunun en önemli isimlerinden Victor Horta da 1893’te Brüksel’de (artık bir UNESCO Dünya Mirası olan) Tassel House’u inşaa ederek şehirde bu akımın temelini atmıştır.

    Old England binası

    Old England binası. Fotoğraf: Irmak Özer

    Kaçırmamanız gereken bu akıma tanık olmak için fazla vaktiniz yoksa en azından şehir merkezinde art nouveaunun sağlam örneklerinden biri olan Old England binasını, bugünkü Music Museum’u görün ya da belki de art nouveau tarzı binalarda yer alan eski kafelerden birine denk gelebilirsiniz!

    Sanatsal Mekanlar

    Keyifli müze gezilerinden sonra dinlenecek, birşey içecek sanatsal zevkinize uygun mekanlar arıyorsanız, Place Brugmann’daki kafeleri deneyebilirsiniz. Sanat ortamının içinden ayrılmayayım diyorsanız galerilerin yoğun olarak bulunduğu Ixelles ve Dansaert semtlerinde veya sanatçı atölyelerinin bulunduğu Schaerbeek’te vakit geçirebilirsiniz. Tüm bu bölgelerde dolaşırken insan duvarlara dikkat etmeyi unutmayın çünkü Brüksel, sadece klasik sanat anlamında değil, sokak sanatı anlamında da çok zengin bir şehir.

    Brüksel sokaklarından. Fotoğraf: Irmak Özer

    Brüksel sokaklarından. Fotoğraf: Irmak Özer

    Akşam güzel bir etkinliğe katılmak için, Bozar Centre for Fine Arts, danstan sinemaya, müzikten edebiyata her türlü sanat etkinliğinin yapıldığı bir sanat alanı. Brüksel’e gitmeden önce Bozar’ın etkinlik takvimine bakıp biletlerinizi ayırtmanız önerilir.

    Goupil le Fol

    Goupil le Fol. Fotoğraf: Irmak Özer

    Son olarak çılgın bir mekan da görmek isterim derseniz, eski bir bordellodan bara çevirilen, bordellodan kalma odaları, bit pazarlarından, eski evlerden, dükkanlardan, sahaflardan toplama, tavanlardan duvarlardan sarkan acayip dekorasyonları ve özel meyve şarapları ile oldukça değişik ve eklektik bir mekan olan Goupil le Fol’e uğrayın.

    Diğer Sanat Rotaları

    50. yılında Art Brussels: Başta bahsettiğim gibi dünyanın en eski üçüncü çağdaş sanat fuarı Art Brussels, bu yıl 50. Yılını kutluyor. 19-22 Nisan arasında gerçekleşecek fuara 145 galeri katılacak.

    Horta Museum: Art nouveanun en iyi örneklerinden birini görmek istiyorsanız Victor Horta’nın 1898-1901 yılları arasında inşaa ettiği, ev ve stüdyo olarak kullandığı bu binayı kaçırmayın.

    Museum of Ixelles: Yukarıda bahsettiğim gibi, birçok galerinin bulunduğu bölge olan Ixelles’de konuşlanan müze, 16. Yüzyıldan başlayarak günümüze kadar yapılmış 10.000 modern sanat eserine ev sahipliği yapıyor. Özellikle empresyonist ve sürrealist eserler görmeye değer.

    The Vanhaerents Art Collection: Bazı çevrelerce Avrupa’nın en önemli modern sanat koleksiyonlarından biri olarak gösterilen Vanhaerents ailesi koleksiyonu, ailenin malikanelerinden birinde ayın belirli günlerinde ziyaretçilere açılıyor.

    Belgian Comic Strip Centre: Tenten’i bilmeyen var mı? Peki ya Şirinler? Red Kit? Daha havaalanından anlıyorsunuz ki Belçika’nın en önemli sembollerinden ve gurur kaynaklarından biri çizgi roman. 1989’da açılan ve 700’den fazla çizere yer veren müzenin binası da ayrıca görülmeye değer; çünkü Victor Horta’nın imzasını taşıyor.

    Metro istasyonlarında sanat: Brüksel’in yükselen bir sanat şehri olduğu ile ilgili bir ipucu arıyorsanız metro istasyonlarındaki sanat eserlerine bakabilirsiniz! Toplu taşımadan sorumlu STIB’in sitesinden Brüksel’de metro istasyonlarda yer alan sanat eserleri ile ilgili bir kitapçık da indirmeniz mümkün.

    Irmak Özer

  • Mehmet çevik

    Mehmet Çevik ile Resim Sanatı ve Masalların Dünyası

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Mehmet Çevik’in özgün kişiliği, resimlerinde yarattığı masalsı dünyada ifade buluyor. Art50.net ailesine yeni katılan Çevik’in sanat öyküsünde, çocukluğunun kahramanlarının da eşlik ettiği renkli bir yolculuğa çıktık.

     

    Resimle nasıl tanıştın? Çocukken de resim yapar mıydın?

    ‘Resim yapma’ faaliyetiyle ilk olarak TRT’de yayınlanan “Susam Sokağı” isimli çocuk programında tanıştım diyebilirim. Tuval resmini ise Bob Ross’un TRT 2’deki “Resim Sevinci” programından öğrendim. Bob’un fırça manevralarını ailecek, ağzımız açık kalarak izlerdik. Bence 80’li yıllarda doğmuş ve kırsaldan, alt kültürden yetişen kuşak Bob’a çok şey borçlu. İlk yağlıboya resmimi ortaokul yıllarımda yapmıştım ve tıpkı Bob’un yaptığı gibi karlı bir manzara resmi yapmak istemiştim. İlk tuvalimi beğenmeyip kafama geçirdim ve parçaladım! Her ne kadar iyi olmadığımı düşünsem de, o yıllardaki resim öğretmenim resme olan tutkumu fark etti ve beni Güzel Sanatlar liselerine yönlendirdi. Kariyerime Adana Güzel Sanatlar Lisesi’ne girerek başladım.

     

    İşlerinde adeta çocuksu, neredeyse ‘cici’ diyebileceğimiz bir dilin arkasına gizlenmiş tekinsiz hikayeler var. Bu tarzın ne zaman, nasıl ortaya çıktı? Hangi konulardan besleniyorsun?

    Çalışmalarımdaki bu etki Susam Sokağı’ndaki kurgusal dünyanın ve The Muppet Show karakterlerinin etkisini hala içimde yaşatmamdan kaynaklanıyor olabilir. Aslında çalışmalarımda genel olarak kesin bir ‘iyi kalplilik’ egemenliği olsun isterim. Ben bir Hüzün Aktivisti değilim. Hikayeler var ve resimler konuşuyor; ama bu dil biraz farklı. Paganca konuşmak gibi. Anlama ve anlamlandırma kaygısında da değilim; sonuç ve bağlam aramıyorum. Masalı dinlerken uyuyakalsak da masal devam ediyor. Aslında daha önce akademide öğretim elemanı olarak çalışıyordum ve bu tarzım akademi ile yollarımı ayırdıktan sonra oluştu. Akademik dilin çok yorulduğunu düşünüyorum ve onu çok sıkıcı buluyorum.

    Mehmet Çevik - Bebek Rüyası

    Mehmet Çevik – Bebek Rüyası

    Özellikle takip ettiğin, ilgini çeken yazarlar/sanatçılar?

    Özellikle takip ettiğim sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler, arkadaşlar veya insanlar yok. Kiminle, neyle karşılaşıyorsam veya kendimi nerede buluyorsam onu okuyor, ona bakıyor, onu dinliyor ve onunla yaşıyorum. Çok seçici olmamaya çalışıyorum. Her şeyde bir şey var! Yeterli motivasyon olduktan sonra her türlü beslenme imkanı olduğu düşüncesindeyim. Kısacası esnek bir insanım ve rastlantısal yaşamaya bayılıyorum!

     

    İllüstrasyon, çizgi roman ya da karikatür gibi alanlarda da çalışmalar yapıyor musun? İleride yapmayı düşünüyor musun?

    Buna benzer şeyler denemiştim; ama tam olarak yapmadım. Asla yapmam da demiyorum. Lise yıllarımda çok karikatür çizdim. Mizah dergilerine özenirdim; Pişmiş Kelle isimli dergiyi her hafta alırdım. Sonra dergi çıkmaz oldu ve karikatüre olan ilgim azaldı. Resim sanatının dili çok değişti ve hala değişiyor; bütün konsantrasyonum resim sanatı üzerine. Bu nedenle şu sıralar illüstrasyona zaman ayırmak benim için çok zor .

    Mehmet Çevik - Yatmaz Kalkmaz

    Mehmet Çevik – Yatmaz Kalkmaz

    Art50.net ile nasıl tanıştın? Sence online platformların genç sanatçılara ne gibi katkıları oluyor?

    Art50.net ile tavsiye üzerine tanıştım. Daha sonra siteyi inceledim ve çok beğendim. Klasik galerilere karşı biraz temkinliyim. Ama online galeriler daha esnek ve dönemin ruhuna daha uygun. Sonuçta dijital çağdayız. Sanal ortamda bilgi alış-verişi çok daha hızlı ve online platformlar bu hızlı dolaşımla gayet uyumlu. Ayrıca online galeriler, klasik galerilere nazaran daha fazla sanatçı ile çalışma imkanına sahip; böylece genç ve yeni sanatçıların kendilerini gösterebilmeleri için daha fazla alan ve fırsat oluşturuyorlar.

     

    Yakın gelecekte senden hangi projeleri bekliyoruz?

    Ulusal ve uluslararası birçok sergi ve fuara katılıyorum. Ayrıca bağımsız olarak gerçekleştirmeyi planladığım bazı alternatif ve kendine özgü solo ve grup projelerim de var.

     

    Mehmet Çevik’in Art50.net’ te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.

  • The Price of Everything

    The Price of Everything

    Yönetmen: Nathaniel Kahn, 2018

    Picasso tablosunun 179 milyon dolara, Pollock, Basquiat ve Jeff Koons eserlerinin rekor kıran rakamlara satıldığı günümüzde sanat dünyasının durumuna ışık tutan The Price of Everything belgeseli, izleyene sanatın değerini sorgulatıyor. Nathaniel Kahn’ın yönettiği bu çarpıcı belgesel, sanat dünyasının günümüzdeki durumu, lüks kavramı ve ticari kaygılar etrafında şekillenmesi ve para ile olan ilişkisi gibi birçok önemli konuya değiniyor. Koleksiyoner, müze direktörleri ve küratörler ile yapılan özel söyleşiler ve Jeff Koons, Larry Poons ve Gerhard Richter gibi günümüz sanatına yön veren isimlerin yer aldığı belgeselde Kahn, gerçek sanat nedir? Sanat eserlerine nasıl değer biçilir? Hangi eserler paha biçilemezdir? gibi birçok önemli soruya cevap arıyor. Dünya premierini Ocak ayında Sundance Film Festivali’nde yapan ve Mart ayında Kopenhag’da gösterime giren belgesel, Nisan ayı boyunca San Francisco, Michigan, Minnesota dahil olmak üzere Amerika’da düzenlenen birçok festivalde gösterilecek.

  • Neş'e Erdok

    Zaman Kuşu: Neş’e Erdok’un Yaşamı ve Sanatı

    Oğuz Erten - Bozlu Art Project, 2018

    Bozlu Art Project koleksiyonunun sergilendiği ve sanat-araştırma faaliyetlerinin yürütüldüğü Şişli’deki tarihi Mongeri Binası, bu kez kapılarını Bozlu Sanat Yayınları’ndan çıkan Zaman Kuşu: Neş’e Erdok’un Yaşamı ve Sanatı isimli kitap dolayısıyla sanatseverlere açıyor. Türkiye’nin sanat tarihinde belli köşe taşlarında yer alan sanatçılar hakkında yapılacak monografik çalışmaların önemine dikkat çeken kitap, gerek eğitimci kişiliği gerekse resimleriyle hafızalarda yer eden sanatçı hakkında bugüne dek yapılmış en kapsamlı çalışma.

    Yazarlığını Oğuz Erten’in yaptığı, üç yıla yakın bir araştırmanın ve Neş’e Erdok ile yapılan görüşmelerin ardından çıkan kitabın ilk cildi sanatçının çocukluk yılları, ailesi, Akademi’deki eğitim süreci, İspanya ve Fransa’daki eğitim yılları, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Akademi’de otuz beş yıl sürdürdüğü öğretim üyeliği görevini içeren yaşam öyküsüne yoğunlaşıyor. Neş’e Erdok’un seriler halinde çalıştığı Saltanat, Sokak Satıcıları, Suç ve Ceza, Gece Yolculuğu, Gölköy gibi temaları konu edinen bölümler ise Erdok’un resimlerini üretirken etkilendiği yazarlar, şairler, ressamlar, toplumsal olaylar ve kişilerden hareketle resimlerinin ardında yatan düşünceye odaklanan yeni bir okuma önerisi sunuyor. Bir retrospektif niteliğinde hazırlanan kitabın ikinci cildi sanatçının kendi arşivi, koleksiyoncularla yapılan görüşmeler ve araştırmalarla ulaşılabilen tüm Neş’e Erdok resimleri ve desenlerini kapsıyor.

    (Tanıtım Bülteninden)