• baksi-slider-06

    Sıradışı bir Müze: Baksı Müzesi

    Bayburt, Türkiye

    Doğu Karadeniz’de Bayburt’un 45 km dışındayız. İlerideki tepede yükselen 3 katmanlı geniş bir bina görüyoruz. Çoruh Vadisi’ne bakan bu tepenin üzerinde eski adıyla Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar Köyü’nde yükselen bir müze, Baksı Müzesi. El işi, dokuma, seramik gibi geleneksel sanatlarla çağdaş sanatı sıra dışı bir şekilde harmanlayan bu müze, bize kutunun dışında düşünmeyi ve alışılmışın dışında olmayı gösteriyor.

    dsc_0279

    40 dönümlük bir arazide bulunan Baksı Müzesi’ni kurma hayali, Bayburt doğumlu akademisyen ve sanatçı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın doğduğu topraklara sanat zenginliğini ve birikimini taşıma amacıyla 2000 yılında filizlendi. 2005 yılında Baksı Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurulması ve gönüllülerin ve sanatçıların katkılarıyla müze hayali gerçeğe dönüştürüldü.  Toplumsal bir proje niteliğinde olan Baksı Müzesi, yoğun çalışma ve emeklerin sonucunda 2010 yılında ziyarete açıldı.

    baksi-4_1200x800-1170x780

    Kurulduğu coğrafyayla bütünleşen Baksı Müzesi’nin iki binası var. 2010 yılında açılan ana binasına ek olarak, 2012 yılında yeni sergi salonu Depo Müze ziyarete açıldı. Bu binalarda günümüz Türk Çağdaş Sanatından örnekler, Kemal Tufan ve Tuğrul Selçuk gibi önemli sanatçıların çalışmaları, işleme, dokuma, çömlekler ve seramik gibi geleneksel sanatlarla birlikte sunuluyor. ‘Açık yapı’ ve açık diyalog anlayışını benimseyen Baksı Müzesi, her açıdan alışılmış kalıpların dışına çıkıyor.

    Çevresiyle diyalog halinde olmayı misyon edinen Baksı Müzesi, bu çerçevede oluşturduğu eğitim programları ve etkinlikleriyle bölgeye yeni bir soluk getirdi. Sergilenen eser çeşitliliği etkinliklere de yansıyor. Ekram ve kilim atölyesi gibi geleneksel değerlere odaklanan atölyeleriyle bir yandan kültür zenginliğimizi ön plana çıkarırken, bir yandan da Çağdaş Sanat atölyesi ve düzenlediği sempozyumlarla günümüz sanatı ve sanatçılarına ışık tutmaya devam ediyor.

  • venedik

    Venedik Bienali 2017

    13 Mayıs - 26 Kasım 2017

    Dünya’nın en önemli ve prestijli organizasyonlarından biri olan 57. Venedik Bienali, bu yıl 13 Mayıs-26 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor. İlki 1895 yılında düzenlenen Bienal, tarih boyunca Gustav Klimt, Salvador Dali, Henri Matisse gibi çağının en önemli sanatçılarına yer verdi. Bu sene Christine Macel küratörlüğünde VIVA ARTE VIVA başlığıyla düzenlenecek olan sergide, 120 sanatçı ve 85 pavyon yer alacak. Daha fazla kadın sanatçı ve Orta Doğu, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’dan daha fazla sanatçının katıldığı 57. Bienal’de, bu sene ilk defa Antigua & Barbuda, Nijerya ve  Kiribati ülkelerini ve uzun zaman sonra Bienal’e dönen Tunus and Malta ülkelerini göreceğiz.

    original

    Giardini ve Arsenale adlı iki ana mekana ve Merkez Pavilyon, İtalya Pavilyonu ve Ulusal Pavilyonlara yayılan Bienal, sanat ve sanatçıları konu ediniyor. 2000 yılından itibaren Centre Pompidou’nun şef küratörü olarak görev yapan Marcel, sanatın insanlığın en temel ifade ve düşünme aracı olmasına dikkat çekiyor. Sanat tutkusu kavramı etrafında şekillenen sergi, sanatçıların sorduğu soruların, verdikleri cevapların, geliştirdikleri yöntemlerin ve yaşam biçimlerinin zenginliğini gözler önüne serecek.

    dsc_0383

    Sheila Hicks, Fotoğraf: ARTNEWS.

     

    The US Pavillion on May 10, 2017 the first preview day of the Venice Biennale in Venice, Italy. Photograph by Casey Kelbaugh

    Mark Bradford, Tomorrow is Another Day, U.S. Pavilion, Fotoğraf: Casey Kelbaugh.

     

    The Tunisian Pavillion in the Arsenale on May 10, 2017 the first preview day of the Venice Biennale in Venice, Italy. Photograph by Casey Kelbaugh

    Mohau Modisakeng, Passage, South African Pavilion, Fotoğraf: Casey Kelbaugh.

     

    indir

    Peju Alatise, Nation Interrupted, 2013-2015, Nijerya.

    Bienal sanatçıları arasında Türkiye doğumlu olan ve Berlin’de yaşayan sanatçı Nevin Aladağ ve İstanbullu sanatçı Hale Tenger yer alıyor. Bu sene Türkiye Pavilyonu’nda ise Cevdet Erek’in ‘’ÇIN’’ adlı projesi Türkiye’yi temsil edecek. İKSV’nin temsilciliğini üstlendiği proje, Bienal’in ana mekanlarından olan Arsenale’deki Sale D’Armi’de sanatseverlere sunuluyor. Sanatçının Bienal için hazırladığı ‘’ÇIN’’ başlıklı işi, 2000’li yılların sonundan itibaren ürettiği ritim ve mekan çalışmaları, ses süslemeleri ve cetveller işlerinden izler taşıyacak.  Mekanla bütünleşen bu çalışma, mekanla birlikte şekillenerek süreç içerisinde gelişecek.

    cevdet-erek

    Cevdet Erek, ÇIN, Pavilion of Turkey, Fotoğraf: RMphotostudio.

    Bienal’in bir diğer dikkat çeken özelliği ise her hafta düzenlenecek olan ‘’Tavole Aperto’’ (Açık Masa) etkinliği. Her hafta bir sanatçının katılacağı bu etkinlikte ziyaretçiler sanatçılarla bir araya geliyor. Bir yandan yemek yiyip bir yandan sanatçının işleri hakkında konuşma fırsatı elde eden ziyaretçiler, sanatın ve sanatçının dünyasını yakından keşfedecek. Bienal kapsamında yer alan ‘’Unpacking My Library’’ (Toplanan Kütüphanem) adlı projede ise Bienal sanatçıları en sevdikleri kitaplardan bir liste oluşturacak ve listelerini ziyaretçilerle paylaşacak.

    Bienalin yanısıra şehirdeki çok önemli sergiler arasında,  Damien Hirst’in sergisi geliyor.  Sanatçının kariyerinin en kapsamlı ve en önemli sergisi olarak gösterilen sergi, Venedik şehrinde iki farklı alanda, Palazzo Grossi ve Punto della Dogana’da sanatseverlerle buluşuyor. Hazırlıkları 10 yıl süren bu sergide Hirst ‘‘The Unbelievable’’ adlı geminin harabelerinden çıkan buluntuları yorumlayarak izleyicileri sualtının fantastik dünyasına davet ediyor. Sergi, 3 Aralık’a kadar gezilebilir. 

    1491917804-44cc2

    Damien Hirst, Demon with Bowl, Fotoğraf: PRUDENCE CUMING ASSOCIATES.

     

    1491918051-9ed0d

    Damien Hirst, Hydra and Kali Discovered by Four Divers, Fotoğraf: Christoph Gerigk.

     

    1491917720-24371

    Damien Hirst, Skull of a Cyclops, Skull of a Cyclops Examined by a Diver, Fotoğraf: Christoph Gerigk.

  • 754938056271375

    New York’ta Sanat Haftası – 2017

    1 – 7 Mayıs 2017 haftasında dünya sanat piyasasının kalbi New York’ ta atıyor. Odağında Frieze New York Art Fair olan fuarlar arasında, Context & New York Art Fair, Tefaf NY Spring, 1:54 African Art Fair, Collective Design bulunurken, şehirdeki bir çok müze ve galeride özel  etkinlikler var. Bu arada şehirdeki sanatseverler 11 Haziran’a kadar süren Whitney Bienali’ni görmeyi de ihmal etmemeli.

    Art50.net olarak size bu önemli sanat haftasının en kayda değer etkinliklerini, Prof. Aylin Seçkin’in* izlenimleri ile sunacağız.

     

    Art New York ve Context

    Fuarda tanınmış sanatçıların bilinen sevilen eserleriyle birlikte dikkat çekici sanatçılar ve farklı işler de vardı. Art New York’a bu sene Türkiye’den sadece Galeri Selvin var. Art New York’ta en çok beğendiğim New York’taki yegane art temsilcimiz Galeri C24 standı oldu. Seçkin Pirim’in mavi heykeli ve kağıtlarla yaptığı diğer heykel çalışmaları ile Christain Vincent’ın yağlı boya iki tablosu , İsviçreli sanatçı Katia Loher’in ilginç video yerleştirmeleri ve Carole Feuerman’ın svarowski taşlı şapkalı yüzücü kızı ve İrfan Önürmen’in muhteşem üç boyutlu tül tabloları C24’ün işlerini oluşturuyordu.

    seckin-pirimin-art-new-york-c24-galerideki-eseri

    Seckin Pirim, C24 Gallery – Art New York.

     

    Art New York’ta Espace Meyer Zafra Gallery’den Venezuelalı sanatçı Manuel Merida’nın  turuncu (Cercle orange signalisation) adlı kinetik kum saati ve Bernice Steinbaum Gallery’nin sanatçısı Enrique Gomez de Molina’nın böcek kabuklarından yaptığı 90 bin dolara satışa sunulan dev fil kafası en çok akılda kalan eserlerdendi.

     

    aa-art-new-york

    Manuel Merida, Circle Orange Signalisation, Espace Meyer Zafra Gallery – Context.

     

    enrique-gomez-de-molina-art-new-york

    Enrique Gomez de Molina – Art New York.

     

    Context’te ise birbirine benzer işler veya çok ilgi çekmeyen irili ufaklı galeriler de vardı. Context’te benim gözüme çarpan iş Connect Gallery sanatçısı  Craig Alan’ın Bandeau Blanco adlı kağıt ve kristal taşlarla süslü elbisesi ve Castle Fitz Johns Gallery’den Whlsbe’nin Vandal Gummy adlı dev pleksiglas ayıcık şeker heykelleri oldu.

     

    craig-alan-bandeau-blancocontext

    Craig Alan, Bandeau Blanco – Context.

     

    WhisBe Wandal Gummy, Castle Fitzjohns Gallery-Context

    WhisBe Wandal Gummy, Castle Fitzjohns Gallery – Context.

     

    jeff-robbmirror-seriesequivalent-2017photograph-art-new-york

    Jeff Robb, Mirror Series, Equivalent, Art New York.

     

    Elbette bilinen sanatçıların bazı işlerini sunan galeriler de vardı. Jeff Koons, Banksy, Roy Lichtenstein eserleri akılda kalan klasiklerdendi.

     

    Frieze Art Fair

    Bu sene Frieze geçen seneki kadar koleksiyonere ev sahipliği yapamadı. Bunun en önemli iki sebebi 7 Mayıs’ta Fransa’da yapılacak genel seçimler ve Venedik Bienali’nin gelecek hafta başlayacak olmasıydı. Dikkat çeken işler arasında Anish Kapoor’un eserleri geliyordu. 

    anish-kapoor

    Anish Kapoor, Void, Lisson Gallery- Frieze.

     

    Ayrıca George Baselitz’in bir tablosu 850.000 dolara, Obama’nın konu olduğu çalışma ise 500 000 dolara alıcı buldu.

     

    obama-leaving-by-robert-longo-galerie-thaddaeus-ropac

    Robert Longo, Obama Leaving, Galerie Thaddaeus Ropac – Frieze.

     

    Fuarda yeni emerging Avrupa galerileri dikkat çekiyordu. P3 kısımın 3D bilgisayar oyunları, teknolojinin ve tekno müziğin ağırlıkta olduğu erişkin erotik çizgi filmi fuarın en akılda kalan video işlerinden biriydi.

     

    p3-ron-hafman-dream-journal-3-d-erotica-cizgi-film-frieze-projects

    P3 Ron Hafman Dream Journal, 3-D erotica çizgi film – Frieze Projects.

     

    Türkiye’den Rampa Galeri’nin İlbar Güreş, Nevin Karadağ ve Vahap Avşar’ın işleri ilgimi çekti.

     

    Olafur Eliasson, Your Hope Diagram, Tanya Bonaldar Gallery - Frieze

    Olafur Eliasson, Your Hope Diagram, Tanya Bonaldar Gallery – Frieze.

     

    Nancy Spero, Sheela-Na-Gig at Home, Galeri Lelong - Frieze.

    Nancy Spero, Sheela-Na-Gig at Home, Galeri Lelong – Frieze.

     

    keith-sonnier-pace-gallery-frieze

    Keith Sonnier, Pace Gallery, Frieze.

     

    1:54 Contemporary African Art Fair

    1:54 Contemporary African Art Fair.

    1:54 Contemporary African Art Fair.

    1:54 Contemporary African Art Fair çok güçlü bir şekilde gelen Afrika Sanatı’nın New York’ta hissedilen ayak sesleri gibi. İşler çok güçlü, derin ve hikayesi var. Yokluk içinde bir kıtanın geridönüşümle hayata tutunması, yaratıcılığın temelindeki kuvvet. Afrika diyasporası özellikle Londra’da Nijeryalı sanatçıların eserlerini toplaması, Londra sanat piyasasının dikkatini çeken Afrika yaratıcılığı, doğru zaman ve finans ve sanat piyasasının kalbi olan Londra’dan başka yerde gelişemezdi. New Yorklu koleksiyonerler Afrika sanatına mesafeli. Zako Ve daha çok bilindiği için fiyatları yüksek, 70 bin dolar civarı. Parisli (S)ITOR Gallery Senghor’un sanatçısı Nu Barreto’ nun Desunited States of Africa eseri fuarın en dikkat çeken ve hafızalara kazınan işi. Bir diğer galeri Londra piyasasının öncü galerilerinden Jack Bell, Ed Cross Fine Art ve Vigo Gallery. Demografi ve sanat piyasası arasında bir dinamik var ve bunu Afrika için çok gözlemlemek mümkün. Fuardaki işlerin çoğu hala makul fiyatlarda ama 10 yıl sonra bu eserlerin fiyatları çok yükselecek. Gezmesi çok zevkli bir fuar.

    desunited-states-of-africa-2010-by-nu-barreto-by-sitor-gallery-paris-154-fair

    Nu Barreto, Desunited States of Africa (2010), (S)ITOR Gallery – 1:54 Contemporary African Art Fair.

     

    Whitney Bienali

    Bu sene ilk kez Meatpacking bölgesindeki yeni binasında 63 sanatçı, ikili ve sanat kolektiflerinin katıldığı fuar politik mesajlarla doluydu. Özellikle Dana Schutz ‘un 1955’te beyaz bir kızla çıktığı dedikodusu üzerine linç edilerek öldürülen (Open Casket)  Dana Schutz’s painting Open Casket Afro Amerikalı Emmett Till’in yarı soyut işi ile Henry Taylor’ın 2016 yazında rutin trafik kontrolü sırasında polis tarafından vurulan  Philando Castile isimli Afro Amerikalı genci konu alan  The Times They Aint a Changing Fast Enough! adlı çalışması oldu.

    whitney-2017-biennial-henry-taylor-times-720x535

    Henry Taylor Times, The Times They Aint a Changing Fast Enough! – Whitney Biennial 2017.

    Siyasi sanatçılar Dana Schutz’un işini eleştirirken bu işe daha sempatiyle baktılar. Fuarda dikkat çeken diğer iki iş ise Samara Golden’in aynalarla yaptığı yerleştirmeydi. “The Meat Grinder’s Iron Clothes” adlı çalışma distopik ayna kombinasyonlarından oluşan sekiz katlı bir binanın farklı odalarını gösteriyor. Bir kat bir hastane odasını, bir diğeri modern bir salonu, bir başka kat ise pis tuvaletlerin olduğu bir hapishaneyi, bir diğeri de modern bir ofisin içini bize gösteriyor. Seyirciyi dikizleme zevkinin doruklarına çıkaran, gerçeklerin pis yüzüne vurgu yapıyor.

    samara-golden-whitney

    Samara Golden, The Meat Grinder’s Iron Clothes – Whitney Biennial

    Son olarak da John Kessler’in Exodus ve Evolution adlı yerleştirmeleri; Evolution selfie takıntılı, arkalarından yükselen dalgaların bile farkına varamayan çifte hicivle yaklaşıyor.

    evoution-john-lessler-whitney

    Evoution, John Lessler – Whitney Biennial.

     

    *Sanat piyasası üzerine önemli çalışmaları bulunan ekonomi profesörü Aylin Seçkin, bu yıl çeşitli konulardaki araştırmalarını San Francisco ve Ottawa’ da yürütmektedir.

  • cancun-underwater-museum-1

    Sualtı Sanat Müzesi

    Cancun, Meksika

    Cancun Ulusal Deniz Parkı’nda okyanusun derinliklerinde bulunan heykeller, temsil edilen Meksikalı sanatçılar ve sıra dışı bir müze. Sualtı Sanat Müzesi, Cancun, Meksika’da açıldığı 2009 yılından günümüze, şehrin en önemli mekanlarından biri haline geldi. Dünyanın en geniş sualtı sanat merkezi olma ünvana sahip olan bu müze, ziyaretçilerini sualtının büyüleyici dünyasına davet ediyor.
    Müze koleksiyonu 500 heykelden oluşuyor. Suyun dibine sabitlenen heykelleri taşımak ve bu süreçte zarar görmelerini engellemek için özel bir asansör kullanılmış. Toplam 420 metre karelik alana yayılan ve 200 tondan ağır olan bu heykeller, 8 metre derinlikte bulunuyor. Heykellerin çoğu, sanatçı Jason decaires Taylor tarafından, kalanlar ise önemli 5 Meksikalı sanatçı tarafından yapılmış.

    cancun-underwater-museum-5

    Jaime Gonzalez Cano, Roberto Diaz Abraham ve Jason Taylor tarafından kurulan Sualtı Sanat Müzesi’nin temel amacı, doğayla sanat arasındaki ilişkiye dikkat çekmek. Bunu gerçekleştirmek için heykellerin yapımında özel malzemeler kullanılmış. Gerek materyalleri, gerekse üzerine açılan deliklerle bu heykeller, sanat eseri olmanın ötesine geçiyor ve sualtı canlılarının büyümesi ve gelişmesi için sualtında bir habitat oluşturuyor. Oldukça yenilikçi olan bu projenin en ilgi çekici yanı ise zaman içinde artan mercan kayalıkları ve yosunlar sebebiyle su altı heykelleri ve dolayısıyla Sualtı Sanat Müzesi’nin tamamen bir mercan kayalığına dönüşecek olması.

    jason-decaires-taylor-9142

    Müzenin toplam 3 galerilerisi var. Bunlardan iki tanesi su altında, biri ise su üstünde bulunuyor. Ziyaretçilerin heykellere ulaşımı ise çeşitli yollardan sağlanıyor.  Burada isteriz kristal cam kaplı tamamı kapalı özel bir tekneyle, isterseniz tüplü dalış yaparak, bu özel müzeyi yok olmadan gezebilir ve sanat-doğa ilişkisini yakından inceleyebilirsiniz.

  • SAMSUNG CSC

    Deniz Defne Acerol ile Masallar, Hikayeler ve Mitler Dünyası

    Röportaj: İpek Yeğinsü

    Deniz Defne Acerol tam anlamıyla bir öykü anlatıcı. Kompozisyonlarında klasik ve mitolojik referansları, günümüze dair ironik, eleştirel bir yaklaşımla bir arada kullanıyor. Art50.net ailesine yakın zamanda katılan Defne ile yaşamını, resimlerini ve devam eden projelerini konuştuk.

     

    Hong Kong’da dünyaya gelmişsin. Orada kaç yaşına kadar kaldın? Hayata bakışında bu deneyimin nasıl bir etkisi oldu?

    Hong Kong’da bir yaşıma kadar kaldım. Ailem Hong Kong, Bali, Tayland gibi yerlere seyahat edip buraların müziğini, giyim tarzını, yemeklerini, sanat eserlerini, başka bir deyişle yaşam biçimini öğrenip kendi hayatlarında çeşitlilik yaratmak için yer vermiş. Ben Türkiye’de büyüdüm; ancak ailem sayesinde gördüğüm, işittiğim bu farklılıkla hayal gücümün gelişmesinde, farklı bir bakış açısı kazanmamda oldukça yardımcı oldu.

     

    Türkiye’ye dönmeye ve sanat eğitimi almaya nasıl karar verdin?

    Ailem iş sebebiyle ben bir yaşımdayken Türkiye’ye dönme kararı almış. Mimar, ressam, tasarımcı ve heykeltıraş yetiştirmiş bir aileden geliyorum. Çizmeye çok küçük yaşlarımda, evimizin granit ve ahşap duvarlarını boyayarak başlamıştım. Ailem çok anlayışlıydı; ne yapsam hep destekliyorlardı. Mutlaka sevdiğim işin okulunu okumamı çok istediler. Aşçılık, heykeltıraşlık ve ressamlık arasından çocukluk tutkumu seçmiş oldum. Böylece ailem çocukluk tutkumu mesleğim haline getirmeme destek olmuş oldu. Babam ve annem hayal gücümüzü geliştirmek için hep hikayeler anlatırdı. Bu hikayelerin devamını heyecanla beklerdik. Sonunda ben de kendi hikayelerimi yaratmak istedim diyebilirim.

     

    Yapıtlarında ilginç bir şekilde klasik bir gravür etkisiyle anime/manga etkisi iç içe geçmiş gibi hissediyorum. Bu konuda neler söylemek istersin?

    Mimar Sinan’da çalışmalarımı Nedret Sekban ve Ahmet Umur Deniz’in önderliğinde sürdürürken resimlerime onların akademik, akılcı çözümlemelerinin yanı sıra kendi komik hikayelerimi eklemeye başladım. Hocalar bu yaklaşımımı çok desteklediler. Bu sayede resimlerimdeki hikayeler hafif hafif belirmeye başladı. Aynı zamanda Can Aytekin’den gravür dersleri almıştım. Tarama ucu bana gravür etkisini hatırlattığı için çok uygun geldi. İşimi bu denli kolaylaştıran bir malzemeyle hikayelerimi birleştirince, ortaya klasik gravürle anime etkisinin bir araya geldiği işler çıktı.

    Deniz Defne Acerol, Laboratuvar, 2016.

    Sanatında mitoloji ve masallardan gelen esinlenme oldukça belirgin. Şu sıralar storytelling meselesi de dünyada müthiş bir yükseliş yaşıyor. Masal kitapları ya da bu storytelling etkinlikleri için de iş ürettiğin oluyor mu?

    Şu sıralar ablamla birlikte geliştirdiğim projeler üzerinde çalışıyorum. Su, resim okuyor; aynı zamanda arkeolog olduğu için mitoloji ve efsaneler konusunda çok kapsamlı bilgisi var. Bundan da faydalanarak beraber konusunu yazdığımız, çizimlerini benim yaptığım bir proje üzerinde çalışıyorum.

     

    Yapıtlarını üretirken dijital teknolojilerden yararlanıyor musun? Dijital ortamda üretilen sanat yapıtlarına nasıl bakıyorsun?

    Dijital ortamda üretilen, zekice tasarlanmış çok etkileyici işler var. Açıkçası bazı eserlere baktığımda şaşırtıcı derecede ustalık içerdiğini ve bunların öğrenmem gereken çok şey barındırdığını görüyorum. Ben photoshop ile çizim yapıyorum ve her gün bu alanda piyasaya çıkan yeni programları takip etmeye gayret ediyorum. Ancak geleneksel malzemelerle ürettiğim işlerde photoshop ve benzeri programlardan faydalanmıyorum; çünkü işimi kolaylaştırmak ve zorlandığımda kazanacağım ilerlemeden kendimi mahrum etmek istemiyorum.

    Deniz Defne Acerol, Vapur Yolculuğu, 2016.

    Özellikle beğendiğin, takip ettiğin sanatçılar kimler?

    Beğeniyle takip ettiğim sanatçılar arasında Taner Alakuş, Eda Taşlı, Emin Mete Erdoğan ve Nick Alm gibi isimler var.

     

    Planladığın yeni çalışmalar, projeler?

    2016 yılında gerçekleşen Mamut Art Project’te sergilenen ‘Balık Pazarı’ serisinin boyutunu büyütüp malzemelerini değiştirerek aynı seri üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Az önce bahsettiğim proje üzerinde de eş zamanlı olarak çalışıyorum.

     

    Art50.net ile nasıl bir araya geldin? Dijital platformlar konusunda düşüncelerin?

    Art50.net’te pek çok tanıdığımın ve arkadaşımın eserleri sergileniyordu. Genç sanatçılar için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyordum. Mamut Art Project’ten sonra Art50.net benimle iletişime geçti. Tabii işlerimle ilgilenilmesi beni oldukça sevindirdi. Dijital platformlar günümüzün olmazsa olmazı. Artık eğitim bile internet üzerinden sağlanmaya başladı. Merak ettiğim her şeye anında ulaşabiliyorum. Bence dijital platformlar, araştırmasını bilen insanlar için çok büyük fırsatlar sunuyor. Bu sayede kimsenin manipülasyonuna maruz kalmadan saf ve doğru bilgiye ulaşabiliyoruz.

    Deniz Defne Acerol’un Art50.net’ te yer alan eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.